2 Nisan 2013 Salı

açık çay

nightly cup of tea - ilya zomb

senelerdir bitiremediğim, elimde yıpranmış kitaplar var. bunların hiçbiri roman olmadığı için belli bir düzende okuma zorunluluğu duymuyorum. genelde banyo sonrası saçımı kuruturken okuyorum. o süreçte okuduğum sayfa sayısı bana yetiyor ve bu yüzden de bu birkaç kitap hiç bitmiyor. bunlardan biri de katherine mansfield'in güncesi. işte yine saçımı kuruturken nedense aynı sayfaya elim gitti ve açık çay ile ilgili kısmı bir kez daha okudum. resmen açık çay severlere küfretmiş katherine. tamam, bence biraz ağır konuşmuş ama yalan da değil şimdi.

açık çay
"en hüzünlü şeylerden birini yaşadım az önce -bir fincan açık çay." ah, niye açık olması gerekiyor! birinin, çayı önünüze koyarken, "korkarım, biraz açık oldu," demesi içe dokunur olmaktan da öte. çay biraz koyulaşıncaya dek bundan yararlandığı için acımasız biri gibi duyar insan kendini. fincanı kavrıyorum; titriyormuş gibi sanki- "korkak!" diye soluyormuş gibi. itiraf ederim, bir çay partisinde birinin (o çekingen fısıltıyla, bilirsiniz, sanki utanılacak bir biçimde bilincindeymişler gibi) gözyaşlarına boğulma isteği duymaksızın, "benimki çok açık olsun lütfen," dediğini işitmeye hiç katlanamam. koyu çayı umarsızca sevdiğimden değil. hayır, orta koyulukta olsun, çağrışımlar yaptıran bir çay. çok koyu çay paranızın karşılığını verir gibi görünüyor gerçekten de -çaydanlıkta, tadından ötürü.

katherine mansfield, bir hüzün güncesi, can yayınları.

Hiç yorum yok: