bazen düşünürüm, müzisyenlik zor zanaat. yani sürekli konser verme halinde olmak insanı hem fiziken hem de manen yıpratan bir şey olmalı. her daim bir kalabalığın önünde iş yapıyorsun ve insanlar seni dinlemeye beklenti içinde geliyor. onlar için sevdikleri grubu/kişiyi dinlemek tek bir özel geceyken, müzisyen için öyle değil. kim bilir bu üst üste kaçıncı gece? belki on, belki on beş. dinleyiciler için çok şey ifade eden şarkılar, artık çala çala müzisyen için özelliğini yitirmiş. bundan daha doğal ne olabilir ki? üç sene önce yaptığı albümdeki ruh haliyle şimdiki hali farklı. belki artık o şarkıları çalmak bile istemiyor ama seyirci bekliyor işte. hatta seyirci bazı şarkıları özellikle dinlemek istiyor. belki adamın canı sıkkın, insan önüne bile çıkmak istemiyor. ben mesela, canım sıkkın olunca odamda vakit geçirmeyi tercih ediyorum. ama müzisyen ne yapacak? belki koca bir tur onu bekliyor. akşam onlarca, yüzlerce insan onun için gelecek. işte bütün bunları düşününce müzisyen olmak da zor arkadaşım diyorum. insan her gün işe şevkle gitmez ki! ama seni dinlemek için gelmiş onca insanın karşısına şevksiz çıkmak da olmaz. işte the postal service'in haftasonu coachella'daki şu performansını izleyince bilgisayar ekranımdan bile olsa memnun oldum. adamlar öyle bir şevkle çalıyor ki eğlenmemek imkansız. on yıldan sonra sahne almanın tatlı heyecanı mı acaba? üç-dört kere izledim, bir-iki kere de arka fonda dinledim. alkışlar alkışlar ve insanlar. sanırım hayattaki en güzel şeylerden biri, işini yaparken keyif alan insanları izlemek. ister müzisyen olsun, ister başka bir meslek icra ediyor olsun. bence en imrenilesi insanlar böyleleri.
hep bir şeyi merak ederim: gitar çalarken insanlar bir yandan da zeminde kayar gibi nasıl hareket ediyorlar acaba? sürtünme yok mu gençler? ben gibbard nasıl bir ayakkabı giymiş, bir türlü tam göremedim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder