9 Temmuz 2009 Perşembe

Kabuk Adam-Aslı Erdoğan'dan Sonra

"Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır. "


Aslı Erdoğan, Kabuk Adam romanında böyle diyor. Okuduğum ilk ve tek Aslı Erdoğan eseri olmasına rağmen ısınıyorum kendisine. İçimde diğer kitaplarını da okuma isteği beliriyor. Sanırım bu his kitabı beğendiğimi söylemem için kafi.

[Aşağıdaki yazı bir Kabuk Adam romanı güzellemesi değil. Kitabın konusunu, tekniğini, dilini ya da biçimini anlatmıyor. Kitapla ilgili bilgi vermiyor. Romanı neden sevdiğimi açıklamıyor. Eleştiri yazısı değil. Aşağıdaki yazı, kitabı bitirdiğimde; masanın üstüne koyup, günlük yaşantıma geri döndüğümde kitabın bana düşündürdükleriyle alakalı. Kafamda yarattığı sorular, demlenmesi gereken farkındalıklar, insanın kendisiyle ve karşısındakiyle olan ilişkisi hakkında. Son derece dağınık ve düzensiz.]

İnsanın azıcık sevgi uğruna yapmayacağı şey yok. Garip varlıklar şu insanlar. İçlerinde bencilce bir sevilme arzusu var. Sevmekten ziyade sevilme üzerine kurulu güdüler. İşte bu, yaşamdaki büyük çıkmazlardan biri. Bazı insanlar ilgi arsızı oluyor; birinin hayatındaki en kıymetli kişi olma güdüsü öyle baskın oluyor ki hep daha fazla, daha fazla diyor. Herkes en çok sevilen olmak arzusunda, anlaşılır bir şey bu elbet, lakin sevginin önkoşulu "aldığın kadar vermek" olduğunda iş satranç oyununa dönüyor. Oysaki oyun oynadığımızı söylememiştik ki. Saçma sapan şeyler kodlanıyor beyinlere. İçine doğulan toplum insanın kendi kimliğiyle tanışmasını mümkün mertebe erteliyor. Kadınına ayrı, erkeğine ayrı davranıyor. İkiyüzlülüğün böylesi görülmemiştir. Ta en baştan bir kontrol savaşı. Kim kimin üstünde hakimiyet kuracak bakalım? Uzmanlık alanı ilişkiler olan pabucumun yazarları, televizyonda kıçlarından uydurdukları tavsiyeleri veriyor. "Kadın kendini ağırdan satmalı (satmak?), sevdiğini o kadar belli etmemeli, sürekli gizemli olmalı" ve daha nicesi nicesi. Yemişim hepsini. Oyun mu oynuyoruz burada? Atacağımız bir sonraki adımın hesabını mı yapacağız? Hislerinin hesabını yapamazsın ama ne kadar değiştiğinin hesabını yapabilirsin. Birini severken değişirsin ve dönüşürsün. Bir önceki günkü yerinde değilsindir artık. Kendine dair bilmediğin şeyleri öğrenirsin. Olayın nesnesi senin içine ayna tutar, o yaşına kadar farkında olmadığın özelliklerini görürsün. Bazen atlaman gereken bir eşik vardır, vesile olur, atlarsın. Bütün bunların listesini yapabilirsin ama karşındakini elinde tutmak için listeler yapamazsın. Ha eğer yapıyorsan da malın önde gidenisin. Büyük sözler vermekten bahsediyorlar. Birbirlerinin sahibi olduklarını sanıyorlar. Kirlenmek ve kirletmekten bahsediyorlar. Sade ve basitçe "Gel birbirimize dürüst olalım" deseler her şey çözüme kavuşacak. Muallakta olan tek bir şey kalacak; iyi ile kötünün kavgası, cennet ile cehennemin ayrımı. Bir aziz ile bir katil aynı bedende buluşabilir, cennet ile cehennem birbirinin aynı olabilir. Dünyadaki şeyler arasına keskin sınırlar çizmek, insanları birbirinden kesin yargılarla ayırmak kimseyi büyük adam yapmaz. Bir katili sevebilirsin, bir peygamberden nefret edebilirsin. Bir insan hem seni "iyi"ye dönüştüren, hem de sana tarifsiz acılar yaşatan kişi olabilir. İnsanlar birbirlerinin hayatına çok çabuk girip, çıkabilirler. Bu ille de kötü bir şey demek değildir. Süreyle, günle, ayla ilgilenmiyoruz. Oyun oynamadığımızı söylemiş miydim? Ama yine de bazıları anaokulu çağında kalmış, bu gerçeği göz ardı edemeyiz. Kadının burnunu sürtmek üzere kurulu bir düzenin varlığını yadsıyamayız. Erkeğin güç denemelerini görmezden gelemeyiz. Kadına yapıştırdığı etiketlerden payımızı almamazlık edemeyiz. İçinden çıktığımız toplumun gerçekleri bizi şaşırtmaya devam ediyor. Bu noktada Aslı Erdoğan şöyle diyor: "Genç ve güzel bir kadınsanız eğer, erkekler gövdenizi asla reddetmezler, sizi reddetseler bile." Sevilme isteğinin bir tezahürü mü acaba bu istek de? İnsan ölümden çok korktuğu için mi başka hayatlara değmek istiyor? "Bir başka bedenle, dost bir canlıyla temas etmek, ölüm korkusunun en iyi yatıştırıcısıdır." diyor yazar, romanın bir yerinde.

2 yorum:

divina dedi ki...

Bu inanılmaz bir yazı olmuş. Zamanlaması özellikle. Daha bugün aynen bu cümleler çıkıyordu ağzımdan kendimle ilgili.

kukuletalı dedi ki...

beğenmene çok sevindim. çok sağol.
blog acemisi ben, yorumunu şimdi görüyorum. özür dilerim.
galiba dönem dönem insan diğerlerine öfke duyuyor. bu aralar öyleyim ben de.