9 Temmuz 2009 Perşembe

Tek Çocuk Dedektörü

Kimlik deyince milliyet, etnisite, din gibi kavramlar geliyor insanların aklına. Mümkün olsa bunun ortadan kalkmasını isterdim çünkü bir insanın kimliğini oluşturan çok farklı katmanlar var. Birbirini nüfus cüzdanına bakarak tahlil edenlerin yaşadığı bir dünyada, kimseyle aynı gruba ait olmak istemediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta bu yüzden takım tutmayı da bırakmıştım. Havaalanında yaşayan bir insan gibiyim. Oh bebeğim, işte özgürlük bu.

"Ortaklık" başka şeylerde. İnsanları bir araya getiren başka şeyler var. Daha derin, daha güçlü. Öyle bir şey ki ne zamanın önemi var, ne de bulunduğun yerin. Yüz sene önce yazılan bir kitabın yazarıyla da aranda güçlü bir ip olabilir, senden elli yaş büyük biriyle de, dünyanın diğer ucundaki biriyle de. İnsanları birbirine yaklaştıran, birbirlerinin içlerini görmelerini sağlayan öyle şeyler var ki küçük ve kıymetli. Dilime şöyle geliyor; sanırım buna ruhdaşlık deniyor.
Benim için bu küçük şeylerden biri de tek çocuk olma hali. Tek çocukları kendime yakın görüyorum. Eminim herhangi bir tek çocukla, aynı dili konuştuğum herhangi bir insana göre, konuşacak çok daha fazla nokta bulabilirim.

Bu sene bir kızla tanıştım. Arkadaşlık alanımın çapını olabildiğince küçük tutmama rağmen arkadaş olduk. Okulda sevdiğim az ama öz insandan biri oldu. Yeni tanıştığımız zamanlarda ona "Sen tek çocuk musun?" diye sordum. "Evet. Ama nerden bildin? Hiç söylememiştim ki." dedi. "Bilmem, öyle geldi." dedim.

Hani birçok insan şairden aşırdıkları "Ankara’nın en güzel yanı, İstanbul’a dönüşüdür." cümlesini, bu tespitte bulunan ilk kişi edasında söyler ya; tek çocuk lafı açıldığında da bu insanlar hemen karakteristik özellikleri sıralayıp, psikolojik bir tespitte bulunurlar: Bencil, şımarık, paylaşmayı bilmeyen vesaire vesaire.

İtirazım var hakim bey!

Hayatım boyunca yakın çevremde birkaç tek çocuk tanıdım. Sayıları fazla değil tabii. Haliyle genelleme yapacak ya da istatistiki bilgi çıkaracak değilim, sadece gözlemlerimi aktarıyorum. Tanıdığım en paylaşımcı insanlar tek çocuklardan çıktı. Hatta öyleki saflık derecesinde paylaşımcı. Sınırları olmayan bir yardımseverlik tabiatındalar çünkü içlerinde doyurulamamış bir verme güdüsü var; öyleki, alacağının hesabını yapmadan verecek kadar.
Kendi kendilerine yeten çocuklar. Oynamak için birilerine ihtiyaçları yok. Yalnız kalmayı becerebiliyorlar. "çevremde-sürekli-birileri-olmalı" bağımlılığından haberleri yok. Bir insan tek başına nasıl vakit geçirir, bunu ta evvelden beri biliyorlar. Hani bazı insanlar biraz yalnız kalınca kalabalıkta annesinin elini bırakmış çocuk gibi oluverir ya, tek çocuklar ise etraf kalabalık olunca boğulurlar hemen. Hemen evin yolunu ararlar.

İnsanın en temel ihtiyaçlarından biri sevilmektir, öyle değil mi? Herkes sevilmek ister, hem de daha çok, daha çok sevilmek. Tek çocukların en çok istediği şey ise birilerini sevebilmektir. Hatta öyleki, sevilmekten çok daha mühimdir sevebilmek; sevecek birilerini bulabilmek. Çoğu zaman yaşamın kaynağı sevmektir zira. Hep sevilen olmayı istemek bencillik değil midir?

Birinin tek çocuk olduğunu anlamamı sağlayan somut şeyler nedir, tam bilemiyorum. Ama bu hissedemediğim anlamına gelmiyor, bilakis hissediyorum. Tek çocuğun içini biraz görebildiğimde, dünya üzerindeki kutsal mekanının kendi odası olduğunu da görebiliyorum.

Sonra aklıma geliyor, eskiden yazdığım bir şeyi hatırlıyorum. Konuyla münasebeti var (İnsanın kendi kendini refere etmesi de böyle bir şeymiş demek ki).

2 yorum:

Nanaykent dedi ki...

sanırım tek çocukların denek tahtası eksikliğinden kaynaklanan diğer akranlarını ne kadar üzebileceğini kestirememe gibi bir problemleri var.Kendileri için olan şeyi istemekle başkasının ne hissedeceğini kestiremeyip genellikle en kötüsünü düşünüyorlar.Başkalarının yakınında kendileri olduklarında,başkalarının kişisel hazlarıyla çelişmek konusunda tereddüte düşüyorlar.Kendilerini,uyarana göre konumlandırıyorlar.Ve belki bu yüzden diye düşünürüm yalnız olmayı kötünün iyisi olarak, kendilerine yakıştırıyorlar.Sevilmek konusunda iniş çıkışları yok.Daima doğrudan her koşulda sevecek anne babaları var.Uçan tekmesi hayat değiştiren,bir küsüp bir barışılan gerizekalı kardeşleri yok.dolayısıyla denek tahtası kontrol grubu filan yok.ayna karşısında tek başınalık var.bu yüzden bütün insanları kendisi gibi düşünüyor.Diğer bütün insanlar,onun gözünde aynı hamurun mutlu aile tablosu yapılmak için(çubuk adam-memeleri ya da eteğiyle tercihe göre cinsiyeti belirlenmiş çubuk kadın-bi de bunun çocuk diye adlandırılan minyatür boyları) bütünden koparılmış diğer küçük parçaları gibi geliyor.Sanki bu yüzden tek başlarına kalıyorlar.Ve Naifler çünkü olan bitene çaresizce açıklama getirmeye çalışıyorlar.(Bu yazıya getirilen yorumu bunun dışında tutuyorum tabi)

kukuletalı dedi ki...

denek tahtası eksikliği demişsin, ne güzel bir nokta. olsa olsa bu durumun iki ucu olabilir, ortası yok. ya denek tahtası eksikliğinden cahil cesaretiyle her işe korkusuzca karışırlar, ya da tam tersi korktuklarından bir türlü içlerinden geldiği gibi olamazlar. ikisi de kötü. ortayı tuttutabilmek içinse uzun yıllar ve deneyim gerekiyor. kafanı oraya buraya vura vura ne yapman gerektiğini öğreniyorsun. tek çocukları her daim seven bir anne-baba var zaten, doğru demişsin. bu yüzden sevecek insan arıyorlar sanırım. biraz şey gibi, belli bir yaşa kadar daha korunaklı bir çevrede büyüyorlar. sonra başka çocukların olduğu ortamlara karışınca bir an kafa karışıklığı yaşanıyor. ama çevrede kendi yaş grubundan bir sürü hoplayan zıplayan çocuk görünce içi gitmiyor değil, hemen karışmak istiyor aralarına. ama "çocuk" adındaki canlı son derece acımasız olabiliyor. tek çocuk ise deneyim eksikliğinden bu çocuklara ayak uyduramıyor en başta, safça herkesin yanına gitmeye çalışıyor. başka çocuklarla samimi ilişki kurabilmek, o yaşa kadar öğrenmediği bir şey sonuçta. "diğerlerine ne kadar çok şey verirsem onlar da beni o kadar çok sever" sanıyor. saflık ve aptallık var biraz içlerinde, evet.