30 Temmuz 2009 Perşembe

orada "x frekansı"ndan yapılan yayının, bizim burada çekmediği zamanlar oluyor


Sizin için manevi değeri olan müzisyenlerin, en son çıkardıkları albümü beğenmeniz önemlidir. Bu önemi her şeyden bağımsız olarak sadece tek bir şeyle ilişkilendirmek isterim: Sevdiğiniz adamların yaptığı en son albümü beğenmeniz, onlarla hayatınızın o döneminde aynı frekansta olduğunuzu gösterir. Bu güzel bir şeydir. Kim sevdiği müzisyenler ile arasında ortak nokta bulmaktan hoşlanmaz ki?

Aynı frekansta olmak ne anlama geliyor, birkaç maddeyle açıklamak isterim:

1-Herkes hayatta kendi yoluna gidiyor. Siz kendi yolunuzda ilerlerken iyi-kötü bir şeyler oluyor. Yeni şanslar, kaçırılmış fırsatlar, pişmanlıklar, mutluluklar, ayrılıklar, yeni başlangıçlar, yeni ilişkiler, yeni şehirler ve hatta yeni ülkeler, kimi zaman yeni bir yarım küre, yeni bir siz. Tüm bunlar olup biterken insan değişiyor. Dönüşüyor. Kimi zaman kendine yabancılaşıyor. Aynı şekilde sevdiğiniz adamlar da araya giren yıllarda sizin yaşadıklarınıza benzer şeyler yaşıyor. Bazen duyuyoruz değil mi, evleniyor mesela, ya da ayrılıyor. Çocuk sahibi oluyor, sevdiği biri ölüyor bazen. Maddi olarak dibe vuruyor, kızlar peşinden koşuyor, sonra kızlar ortadan kayboluyor, adamlar ortadan kayboluyor, Türkiye'deysek askere falan gidiyorlar. Bir sürü bir sürü şey, hayat. Ama sonra ne oluyor, o adamlar yeni bir albüm çıkarıyor ve siz heyecanla kulaklıkları kulağınıza takıyorsunuz. Onların bir önceki albümlerinden bu yana aradan yıllar geçti [bir-iki sene bile olsa yıllar tabirini kullanmam yanlış olmaz galiba. Gerçi zaman izafiydi değil mi? Neyse], hem onlar hem de siz ortak noktanızdan bir hayli uzaklaştınız. Tatlı bir heyecanla albümü beklerken, albümü ilk kez dinlerken, dinleyip de beğenirken, repeat moduna alınan ilk şarkıya denk gelirken, o şarkıyı dinlemekten albümün geri kalanına bir türlü geçemezken halen o müziği yapan adamlarla ortak bir şeyler bulabildiğinizi düşünürsünüz. Geçmişten gelen eski bir dost gibi. Tanıdık biri gibi. Sözleri dinlerken ya da hüzünlü gitarları duyarken onların bu zaman zarfında neler yaşadığını anlamaya çalışırsınız. Bazen şarkıların içinde öyle cümleler geçer ki size kendi yakın tarihinizi anımsatır. Bu süreçte benzer şeyler mi yaşadınız acaba?

2-Albüm müzikal açıdan iyidir ya da kötüdür, dikkat etmek istediğim nokta bu değil. Hani bazen hakikaten o sevdiğiniz adamlar çok kötü albümlerle karşınıza çıkabiliyor. O zaman da iş başka arkadaşlık başka düsturuyla albüme kötü demek, ya da mazinin hatırına albümü yerden yere vurmamak dinleyicinin kişisel yorumu pek tabii, bilemeyiz. Ama bazen öyle durumlar oluyor ki albüm çok iyi olmasına rağmen sizi bir türlü içine çekemiyor. Çünkü o sırada siz ve sevdiğiniz grup hayatlarınızın farklı noktalarında olmuş oluyorsunuz. Bir örnek vermek gerekirse, adam sevgilisinden ayrılmış ve karanlık bir albüm yapmış, sizse hayatınızın gayet mutlu bir dönemindesiniz. Ortak paydada buluşulamamış o vakit. Günlerce başa sarıp da dinleyecek bir albüm olmuyor o sizin için. Yeni ufuklara yerken açıyorsunuz haliyle.

3-Böyle durumlarda hep şunu düşünürüm: O albümle şimdi değil de iki sene sonra karşılaşsam benim için farklı bir anlamı olur muydu? Ya da iki sene sonra dinlersem farklı olur mu? [Sonuçta hayat sonsuz olasılıklarla dolu, ben bunu unutmuşum]. Herkesin böyle bir deneyimi vardır diye düşünüyorum. Albümü ilk dinlediğinizde beğenmemişsinizdir ama aradan aylar belki de bir-iki yıl geçtikten sonra dönüp bir daha dinlediğinizde çarpılırsınız birden. Demek ki o albümün sizin hayatınıza karşılık gelen dönemi tam da o anmış: Çarpıldığınız an. Boşuna demiyorlar her şeyin bir zamanı var diye.

Benim de dönebildiğim albümler var. Eş zamanlı yakalayabildiklerim var. Hiç yakalayamadıklarım da cabası. Kimini severken kimini ise sevemezken bazı şeyler geçiyor aklımdan. Bu yazı da onlardan biri.



Son zamanlarda her daim sevmiş olduğum gruplara tekrar dönüş yolculuğundayım. İnsanın kendine dönüşü gibi. Eskiden dinlerken çok şey bulduğum şarkılarda halen çok şey bulabilmek beni memnun ediyor. Mütemadiyen gülümsüyorum, elimde değil.

*işte bizim bura. akşam saat dokuza geliyor. bulutlar öyle güzel öyle güzel olmuş ki bir şeyler yapmalıyım, içimde öyle bir his. sanal fırçamla hiç ellemedim, çünkü buna uygun bir akım istesem de bulamazdım. o vakit sanat kariyerim nice olurdu?!
işte bu noktada paint programı da kifayetsiz kalıyor. hatta bak kaldı bile.

Hiç yorum yok: