Yeni insanlar tanıdıkça kıymetini daha çok anlıyorum dedim. Seni çok özledim. Ona bir hayli sıkı sarıldım buluştuğumuzda. Ama daha geçen hafta görüştük ya dedi. Olsun dedim. Birine seni özledim diyebilmenin ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Bazen insanları bunu diyecek kadar özlemediğinden, bazen de demeye çekindiğinden diyemiyor insan. Ne güzel dedim, ona diyebiliyorum ya işte. Beni ilk kez elbiseyle gördün değil mi dedim. Bir an durdu, evet öyle dedi. Sanırım artık normal bir kız olmanın vakti geldi dedim. Ben o evreyi çoktan atlattım dedi. Evet, artık seni ne zaman görsem etek giyiyorsun dedim. Bugün de üstünde etek vardı. Nerden nereye dedim. Onu ne zaman böyle kolye ve küpelerini takmış, biraz da makyaj yapmış görsem hep aynı şeyi söylüyorum. Eskiden bir kızın gözünde rimel olup olmadığını anlayamazdın, şimdi her şeyi biliyorsun diyorum. Hani lisedeyken bir gün kız kıza otururken sormuştun: bir şey diyeceğim, ben bazen bir kadının ince çorap giyip giymediğini anlayamıyorum demiştin. Sana ne çok gülmüştük. Ne biçim kızsın! İnsan anlamaz mı hiç? demiştik. Ama anlamıyordun o zamanlar. Şimdi ise sayende moda rüzgarından bihaber kalmıyorum. Liseden beri değişmişsin bakıyorum. Saçın nasıl da uzamış dedin bana. Seninki de dedim cevaben. Senin hep kısaydı, benimki de kısaydı gerçi ama arada bir birazcık uzuyordu; sonra hemen kestiriyordum dedim. Artık hiç kestirme dedin bana. Sen de hep bu göz kaleminden sür, yakışmış dedim sana. Sen haber aldığın insanları anlattın, ben de benimkileri. Kimisinde sen şaşırdın, kimisinde ben. Ayrılanlar, başkalarıyla beraber olanlar, küsenler, barışanlar. Ne çok ne çok haber var. G.'yi de çağırsaydık dedin, G. burada değil, tatilde dedim. G.'ye dair bildiklerimi anlattım. Sen de eksiklerimi tamamladın. Okulda bazen mesaj atıyorum ona dedim. Öğle arasına yakın taciz ediyorum. "Güzel kız, uzun zamandır peşinizdeyim, benimle yemeğe çıkar mısınız?" diye yazıyorum, "memnuniyetle" diye cevap atıyor dedim. Bazen de "çok kral bir insansın, benimle yemeğe çıkar mısın?" diyorum sadece. Bana G.'nin birlikte olduğu çocuktan bahsettin, çok şaşırdım. Benim niye haberim yok dedim. Bir an duraksadım. Düşündüm. Ben yukarıdaki gibi mesajları acaba kaç aydır atmıyordum G.'ye? Hesaplamaya çalıştım, iki ay olmuş olmalı. Belki de daha fazla. İki ayda neler neler oluyor dedim. Kimse bakmadığı halde kahveyi içtikten sonra fincanı kapatma alışkanlığım sekteye uğramadan devam ediyor. Sanki bakan var da dedin bana. Olsun dedim. Kimse bakmaz, ben de fincanı kapalı bir şekilde saatlerce bekletirim. Ama unutkanlıktan, hepsi unutkanlıktan. Halam görse kızar. Fincan öyle uzun saatler kapalı kalmaz der. Batıl inanç derim. Bu laflar bilimsellikten uzak ya, ben illa her şeye diyecek bir laf bulmak isterim. Yok öyle bir şey hala, ne alakası var derim. Böyle kendinden emin bir şekilde batıl inançları yerince daha cool göründüğümü sanırım. Türkan Şoray'dan bile daha artist olduğuma bahse girerim. Sen çok seversin Türk kahvesini, insan bilmez mi kahve falı bakmasını dedim. Azıcık hayalgücü işte, sallayacaksın bir şeyler dedim. Ama olmaz ki, ben seni tanıyorum; her dediğim senin hayatına uyar zaten dedin. Doğru dedim. Bir el yapımı kahveni de içemedik dedim. Ne zaman böyle desem kızarsın. Gene kızdın her zamanki gibi. Yaptım ya! dedin. O sayılır mı hiç, kahve makinesinde yapılan kahveyle cezvede yapılan bir tutulur mu? dedim. O kahve makinesi dediğin de cezve gibi bir şey zaten dedin. Ben kabul etmiyorum dedim. Domestik rolleri her ne kadar reddetsem de kahve yapmayı bilmeyen kız mı olur dedim sana. Ben öyle domestik bir kız olmayacağım ki dedin bana. Böyle diyeceğini biliyordum. Böyle de diye söyledim zaten. Senden bunu duyunca kaç sene evvel de aynı şeyleri söylediğin, benim de söylediğim, sonra da kendimizi feminist sanıp, gururlanışımız geldi. Güldüm. Çok şey olmak isterken, aynı anda hiçbir şey olamamaktan korkardım ben. Bayağı korkardım. Sen korkmazdın. Bu fark hususunda tartışmadık değil. Halbuki aynı olmamız gerekmez miydi? Burçlarımız aynıydı. Senin yükselenin farklıdır demiştin de burçlara inanmamanın cool bir şey olduğu sanrısına kapılıp, aman canım burçlarla ne alakası var demiştim. Bugün yine aynı lafı ettin bana. Seninle ne zaman uzun, derin ve içli bir sohbete girişsek, konuşmanın bir yerinde yolumuz burçlara çıkıyor. Ne kadar kızsal bir şey. Eskiden böyle diyerek kızsal mevzuları aşağıladığım dönemler vardı. Ben nasıl bir feministmişim o vakitler. Güldüm kendime. Çelişkilerle dolu. Hem kız gibi diyerek hakir gör, hem de kadın hakları diye eve gelince annene, okula gidince sınıftakilere konuşmalar yap. Kendini tatmin et. Ama şimdi daha akıllıyım galiba. Kızsal olan hiçbir şeyi küçümsemiyorum, bilakis seviyorum. Sevdiğim insanların bulunduğu östrojeni bol bir ortamda çok keyifleniyorum. Sana bir şeyler anlattım anlattım. Hiç susmadım. Ben de öyle hissediyorum dedin; neden biliyor musun, burcumuzdan. İşte yine temel koordinatlı ortak noktamıza vardık. orijin: burcumuz. Evet, bu yüzden olabilir dedim. Farkındaysan artık bu konuda konuşurken rahatım/biri falıma baksın isterken rahatım/fincanı açıp, kendi kendime sallarken rahatım/ "etek giymeyeceğim" isimli manifestomu yayınlamamdan bu yana epey bir zaman geçti, şimdi elbiselerle bile barışığım/çok sıradan bir elbiseyi çok sıradan bir günde giydiğimde hayrola bugün ne var diyenlere alınmayı bıraktım. Bak, biz kış çocuğuyuz ya, ondan hep böyle oluyor dedin. Sana tüm kalbimle hak verdim. Biz kış çocuğuyduk. Sen benim ablam gibisin, kendinle barışma evren, benim kendimle barışma evremden önceydi. Yol gösterdin bana. Erkeklerde de böyle oluyor mudur dedim. Nasıl yani dedin. Yani şunun gibi: etek giymen icap ederken giymeyi reddetmen ama aradan yıllar geçtikten sonra da etek giymeyi kendin istemen gibi dedim. Dediğini pek anlamadım dedin. Bilmiyorum, oluyordur belki dedin. Neden kendimi başkalarını kabul ettiğim kadar kolay kabul edemiyorum diye sordum. Bence bu o kadar da kötü bir şey değil diye yanıtladın. Malın önde gideni bir çocukla es kaza, hasbelkader bir muhabbetin içinde buldum kendimi dedim. Ben kendi ayaklarım üzerinde var olmak isterken, aslında bilinçaltımda ilerde doğacak çocuğuma güvenli bir gelecek sağlama isteği yatıyormuş, bana öyle dedi dedim. Yerim onun psikanalizini! dedin. Yoo! diye şiddetle karşı çıktım çocuğa. Her kadının çocuk doğurmak istediğini de nerden çıkardın diye sordum malın önde gideni çocuğa. Hayatın amacı üremektir dedi bana. [Eminim bunu derken kendini çok bilge sanıyordu. Her şeyi hatmetmiş, sindirmiş ve "bak, farkındaysan üremeden konuşurken ne kadar da rahatım, görüyor musun?" diyordu. Adeta küçük bir Yunan tanrısıydı, bundan emindim. *Özgüven patlaması mode on* ]. Bu illa herkesin büyük bir arzuyla çocuk yapma isteği duyduğu inancını mı veriyor sana dedim. Verdiği cevaplarla son sözü söyleyenin kendisi olduğunu sandı. Bırak öyle kalsın dedim içimden. Bıraktım öyle de kaldı. Şimdi çelik ayna desem ne komik olur diye düşündüm. Düşünsene bir, çelik ayna! Bayağı bir güldüm. Pek güzel. Ben de senin gibi düşünüyorum dedin bana. Yalnız ben senin kadar katı bakmıyorum diye ekledin. Sen böyle dediğinde dıştan nasıl görünebileceğimi düşündüm. Farklı olmaya çalışan bir kız gibi mi, kendince birtakım şeylere karşı çıkarak aykırı olmak isteyen biri gibi mi, yoksa komik bir kadın taklidi mi, derdimi anlatamıyor muyum yoksa, samimi gelmiyor mu ben dile getirince, acaba öğrendiği iki paragraf fikri satmaya çalışan biri gibi mi. Halbuki öyle değilim ki. Öyle olmayı aklımın ucundan bile geçirmem ki. Fikrimi herkese açmam. Bir bilsen, içimi pek az kimseye açabilirim. Çok şey yaşamadığımı biliyorum, ne gördüm, ne duydum ki. Ama okuduğumdan değil, yaşadığım kadarından edindim bu fikirleri. Niye satayım ki. Anlamayanlarla paylaşmak istemem. Sonra kırıyorlar bir şekilde bizi. Eskisine göre daha güçlüyüm belki ama yine de kırılmaktan korkarım. Ama porselen bebek gibi değilim, gece karanlıkta eve dönmesini bilirim. M. ne yapıyor diye sordun bana. Ne yapsın, robot mobot bir şeylerle uğraşıyor dedim. Ne oldu onlar dedin. Onlar derken kimi kast ettiğini anladım. Hiiiç, aynı gene işte dedim. Hatırlıyor musun, lise bir'deyken edebiyat hocamız bize şöyle demişti: hayattaki en büyük derdiniz bir aşka üzülmek olsun çocuklar, allah başka dert vermesin. Bu lafı dersi üzgün üzgün dinleyen M.'yi gördükten sonra söylemişti. M. o gün üzüldüğü kız için bugün de üzülüyor. Yani kız aynı kız. Aradan dört sene geçmiş ama o aynı kız için üzülüyor dedim. Vay anasını! Yerinde saymak diye buna derler dedin, evet dedim. Biz de mi aynıyız ki dedim. Olabilir dedin. İçimden şöyle geçti, ben küçükken tuttuğum günlükleri şimdi dönüp de okumaya korkuyorum. Aynı salak, aynı saf ben ile karşılaşma ihtimalinden hiç hazzetmiyorum. Ya eski ben'in yazdıklarını okuyunca yeni ben'in aynısı olduğunu görürsem? Halim ne olur sonra? Kahve fincanını kaldırıyorum. Öylesine bakıyorum içine. Keyfim yerinde olsa pek güzel sıkardım. İçim kabarmış/üç vakte kadar bir şey olacak/ bak, bu da kuş; müjdeli bir haber getirecek derdim. Fincana göz ucuyla bakıp, elimden bırakıyorum. Eve gitme vakti. Şimdi dışarıdaydım ve senin yanındaydım ya, benim için bilindiktin ve güvenliydin; eve gidince ise eski müziklerime döneceğim. Eskiden dinlediğim gruplara, şimdi çoktan değişen adamların eskiden yaptığı güzel şarkılara. Sözüm sanaydı Billy Corgan, attığım taş başına geldi mi? Gerçi eski dosttan düşman olmaz. İstesem de kıyamam ben sana.
*ankara-eskişehir yolu resmi. modifiye ettim ben haliyle.
ilerde ismim post-pastoral akımın ilk temsilcisi olarak geçer mi ki?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder