31 Temmuz 2009 Cuma

"It's Not" ama aslında İngilizce'nin her tense'inde "Not"

Farz edelim.
Farz edelim ki kişisel tarihimizde bugüne kadar dinlediğimiz her şarkının yanında kaç kere dinlediğimiz yazıyor olsun. Last fm gibi belki. Belki de değil. İsteyerek dinlediğimiz her şarkı olsun bu listede. Televizyonda rast geldiğimiz de olsun, taksiye binince radyoda çalan güzel şarkı da. Tek kıstas, dinlerken memnun olmamız; zoraki bir boyun eğiş ya da birileri tarafından maruz bırakılış olmaması. Sonra belki beşer, belki de onar yıllık dönemlerde bu listeye göz atsak. Sadece merak ettiğimiz için baksak. "Aaa! Bu da mı varmış?!" deyip şaşırsak. "Bunu bir zamanlar ne çok dinlerdim" deyip, melankoliye boğulsak. Sonra o tatlı hüzün geçince kulağımıza takılan aptal yaz şarkılarına dönsek. "Bunu dinlerken hoşuma mı gitmiş? Hay allah!" desek. Bazı şarkıların anısı olduğu için onları bir daha dinlemek istemesek. O şarkılar başkalarına ait olmuş çünkü. Dinlemek içimizden bile gelmiyormuş çünkü her şarkı başka bir insanı anımsatıyormuş. O şarkıyla bizi tanıştıran o insanlar artık hayatımızda yer almadığı için dinlemiyormuşuz o şarkıları. Ben istemem örneğin. Hatırlamak istemediğim insanın şarkısını da dinlemem. Bazıları hiçbir şey olmamış gibi dinleyebiliyorlar ya, şaşırıyorum ben onlara. Hem de nasıl şaşırıyorum anlatamam. Sonra benim listem de önüme gelse. "Buyrun, on yılda dinledikleriniz" deseler. Elime alıp, uzun uzun incelesem kağıdı. İlk ondakileri incelesem. Her bir şarkının ismini kelime kelime okusam, durup durup düşünsem. Her bir şarkıyla nasıl tanıştığımı hatırlamaya çalışsam. Ya da beni tanıştıranı. O şarkıların her birinin elçilerini tebessümle ansam. Sonra gene listeme geri dönsem. İlk sırada yer alan şarkıyı görsem ve hiç şaşırmasam. Zaten tahmin ediyor olsam. Benim için en olağan şeylerden biri gibi gelse. Kaç gece uyurken discmanimde döndüğünü sayamasam, saymaya kalksam bildiğim dilde o kadar sayabilir miyim diye düşünüp bir an tedirgin olsam. Takip edemem diye korkup; fasulyeyle, nohutla saymayı düşünsem ama anında vazgeçsem. Büyürken çok önemli bir şey izliyormuş hissiyle izlediğim Dawson's Creek'i düşünsem. O zamanlar bana ne ifade ediyormuş acaba desem, sadece gülümsesem. Yerden yere vurmasam, çünkü yerden yere vurulacak bir dizi olmasa. Daha kötülerini de gördük. Hem hiç de kötü değil desem. Kötü değil. Bence samimi bir şeyler var içinde desem. On sekiz yaşında bu denli olgun cümleler kuran kaç kişi gördüğümü düşünsem, cevap veremesem. Tam o noktada gerçeklik algım sekteye uğrasa. Dawson ile Joey'nin ilk kez yattıkları sahnenin ardından dünyanın en hüzünlü şarkılarından biri çalsa. Çalıyor. Adı It's Not olsa. Aimee Mann söylese ve benim içime işlese. Yıllarca unutamasam. Bugün Wikipedia'dan o bölümün hangi yıl yayınlandığını öğrensem ve şaşırsam. 2002 yılında olduğunu okuyunca yedi yıldır o şarkının anlamının benim için katlanarak arttığını fark etsem. Ayrıca bu şarkıyı bugüne kadar kimseyle paylaşmadığımı eklesem. Fazla kişisel bir bağ kurduğumdan olsa gerek. Eğer biriyle paylaşırsam, bu şarkı artık biraz da onun olur diye korkarım. Bu şarkıyı öyle çok öyle çok severim ki şarkıyı paylaştığım insanla hayatın bir noktasında anlaşamazsak ve birbirimizi kırarsak, bu şarkı bana bir parça da onu hatırlatır diye şarkımı kimseyle paylaşmak istemem. Bu akşam tam da bu şarkının olduğu bölüme rast gelirim. Bir gençlik dizisi için fazla hüzünlü bir sevişme sahnesi. Çok fazla hüzünlü hem de. Bu kadar acıtmamalı izlerken. Hüzünlü bir sevişme sahnesinin ardından çalan hüzünlü bir şarkı. Bölümün sonunda Joey kıvrılarak uzanır yatağa. Oysaki daha dün gece yalnız değildi o yatakta. Başucunda duran hediyeyi görmemek için iter; çünkü o hediyeyi Dawson vermişti, daha dün gece. Gözlerim doldu.
Getirip, benim kişisel listemi önüme koydular. Listemin ilk sırasında bu şarkı vardı.

*It's Not

Hiç yorum yok: