-ben senin kısa saçlı halini de bilirim. beraber uzattık sayılır. tıpkı şarkıdaki gibi, arcade fire'ın suburban war'ındaki gibi, "you grew your hair so i grew mine". sonra bir baktım, geçen hafta kestirmişsin. oysaki saçının dökülmesi için henüz erken değil mi? üzüldüm biraz. parlak yüzlü çocuktan olgun adam haline geçişin gözümün önünde olmasa, şimdiki haline hayatta inanmam. gözlerimizi birlikte bozduk, sonra sen sigaraya başladın, hatta üstünden o kadar uzun zaman geçti ki neredeyse bıraktın... diyorsun ama bence yalan diyorsun. ben bilmez miyim seni.
-sonra bir de gizem var. onunla nasıl arkadaş olduğumuzu çok net hatırlıyorum. bana geçen gün dedi ki, ya iyi ki de yanıma gelmişsin de ingilizce dersinde eş olalım mı demişsin dedi. hoca demişti ki herkes kendine bir eş seçsin. ben de gizem'i seçmiştim. nasıl oldu bilmiyorum ama gizem'le iyi anlaşacağımızı daha onun adını bilmeden biliyordum. sonra ilginç bir ayrıntıya takıldım. gizem, mart'ın aynı günü doğan üçüncü iyi arkadaşımdı. galiba mart'ın o gününde doğan insanları ayrı seviyordum.
-sonra bir de görkem var. hayatımda gördüğüm en komik kızlardan biri. sebze yemekleri ve okulun yemekhanesi bizi biraraya getirdi. karnabahar, bamya ve türlünün olduğu günlerde arkadaşlarım beni yalnız bırakırken, gözüme tek başına yemekhanede sebze yemeği yiyen görkem'i kestirdim. bizim bölümdeydi ama henüz tanışmamıştık. sonra bir gün pat diye masasına oturdum. merhaba dedim, merhaba dedi. baktık yemek zevklerimiz uyuşuyor, beraber yemekhaneye gitmeye başladık. artık karnabahar ve bamya daha da güzel.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder