15 Kasım 2010 Pazartesi

kendisi ve karşıtı

mutluluğu mutsuzlukla, güzelliği çirkinlikle, sevgiyi de nefretle konumlandırma hali beni biraz düşündürüyor. mutsuz oldukça mutluluk ulaşılması zor bir şeymiş gibi büyüdükçe büyüyor, amaç halini alıyor. oysaki o da insanlık hallerinden biri ve "yüce ideal" değil. mutsuzluğu övmediğim gibi mutluluğu da övmüyorum. övmüyorum ve yermiyorum. mutsuzluk dışarıdan görülmemesi, duyulmaması gereken bir şeymiş gibi geliyor ve ben normalmiş gibi görünmeyi, mutsuz görünmeye yeğliyorum. dert dinliyorum ama anlatmıyorum. anlatmadıkça aklımdan gidiyormuş gibi geliyor. böyle diyorum ama en iyi unutma yönteminin de unutmak istediğin şeyi hatırlayamayacak raddeye gelinceye kadar tüketmek ve onu un ufak hale getirmek olduğuna inanıyorum. fikrim ile zikrim uyuşmuyor. anlatmıyorum, dolayısıyla unutamıyorum belki. anlatmadıkça kafama takılanlar kaybolmuyor. saç telleri gibi bir araya geliyor, pis ve mide bulandırıcı bir yumak halini alıyor.

bir şeyi karşıtıyla değerlendirmek yöntemlerden biri olsa gerek, bir fikrim yok. şimdi olumsuzu değil, olumluyu bilelim istiyorum. iyi bir şeyi tanımak için önce kötüyle karşılaşmış olma gerekliliğini reddediyorum. en azından bugün reddediyorum.

Hiç yorum yok: