
anatomim
bazen bu yaşlar, bu yıllar boşa gidiyormuş gibi hissediyorum. otuzlu yaşların sonunda boşa giden yumurtalar gibi. bu yaşlar bir daha gelmez, bunu biliyorum ama kıymetini bilip bilmediğime dair şüphelerim var. bazen bu kısır döngüyü kırmak adına aklıma bir şeyler geliyor, sonra kolumu kaldırmak için yorgun olduğumu fark ediyorum. bazen bu döngüyü kırabilmek için kötü şeyler, ayıp şeyler düşünüyorum ama sonra içimdeki baskın karakter beni engelliyor. sana hiç yakıştıramadım diyor, ben de hemen susuyorum. bazen bungee jumping yapacak denli cesaret geliyor, sanki bana tek lazım olan adrenalinmiş gibi. adrenalin her şeyi çözecekmiş gibi. sonra geçiyor ama. sonrası yine sabit seyreden bir grafik. bıkkınlığı taşkınlıkla, ataleti heyecanla, acıyı zevkle, kendimi daha eğlenceli bir kendimle değiştirmek geçiyor aklımdan. baktığım yeri değiştirmeyi, manzaramı değiştirmeyi, diş fırçalarken artık biraz da diğer elimle fırçalamayı istiyorum. sonra zor geliyor ve yine sol elime alıyorum. yazın çayın yerini limonata alıyor ama kahvenin yerini hiçbir şey tutmuyor. biz çimlere uzanıyoruz, arkadaşım hayallerinden bahsediyor. bana da yorma bu kadar kafanı diye öğütlüyor. tamam diyorum yormayacağım. onun haberi yok, bir yıl oldu, ona hediye çakmak almıştım, halen çekmecemde duruyor. ben çimlere uzanıyorum, beni yüz seksen derece yere uzandıran başka bir şey daha var şimdi. bazen boynumda bir ağırlık, bazen sırtımda bir yük. nasıl kurtulacağımı bilmediğim bir kalabalık. oysaki bana başka şey lazım. hayatın dışına değil, tam ortasına itecek bir kuvvet lazım. iyiye ve güzele teşvik kimin özündeyse ona yakın olmalıyım, gerisinin mahallesine bile uğramamalıyım. arkadaşım bana sevdiği kızdan bahsediyor, ah diyorum sen ne çocuksun. on beşinde de böyleydin, on sekizinde de. her konuşmanın sonunu "waffle yiyelim mi?"yle bağlıyor, ben de her seferinde "o çok kalorili"yle teklifini reddediyorum. benim zayıf yanlarımı da görsün, sadece o mu, iki-üç dostum var, onlar da bilsin. yeri geldi mi ben dayanak olayım, yeri geldi mi onlar. ben odamda yalnızdım, evde de yalnızdım. müzikten başka sarılacak ses yoktu, halen kulaklıklarımla uyumam bu yüzden. arkadaşım çağırdığım pazar kahvaltılarına da geldi, söz verip de yapmadığım poğaça muhabbetlerine de. çimlere de uzandık, iki seksen yere de serildik. neyse, harcadıysak da bu zamana kadarki güzelim yılları beraber harcadık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder