kimi zaman toplumda hoşgörünün sınırının ne olduğuna dair kendime sorular soruyorum. eğer dilimden anlayan arkadaşlarım varsa onlarla konuşuyorum, birlikte fikir teatisinde bulunuyoruz. günlük hayatta karşılaştığım sorunlar, bizzat içinde yer almasam da tanıdık olduğum olaylar, kimi zaman son derece önemli, kimi zaman da son derece önemsiz şeyler hem kendimi hem de içinde yaşadığım toplumu sorgulamama sebep oluyor.
malum, ramazanlar toplumca bu hoşgörü mevzusunun en öne çıktığı zaman dilimleri. gerek anadolu şehirlerinde, gerekse internet aleminde bu konuya dair tartışmalar her ramazanda yeniden gündeme geliyor. ben de buna dair iki gün önce başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum.
iftar vaktine yakın otobüse bindim. otobüsün bir hayli kabalık olmasına rağmen şanslıymışım ki şoförün hemen arkasındaki koltuğa oturabildim. çok az yol gitmiştik ki ezan okundu. sonra şoförün telefonuyla başka bir şoförü aradığına kulak misafiri oldum. hemen arkasında oturduğum için de bütün konuşmayı duydum. bizim şoför diğer şoföre nerede olduğunu sordu, "haa orada mı? bekle o zaman, ben sana yetişeyim de benim yolcuları sen al. rahatça bir iftar yapalım" dedi. sonra da manyak şekilde gaza bastı. normal zamanda on dakikada alacağımız yolu şoförümüz bize üç dakikada aldırdı. zaten iftar saati olunca yollar da gayet boştu. neyse, diğer otobüsün bizi beklediği yere geldik. sonra şoförümüz sağa çekti ve "efendim, çok özür dileriz, lütfen öndeki otobüse geçer misiniz? çok özür dileriz, lütfen efendim" gibi kibar cümleler kurdu. bütün otobüsten "haydaa! bu da nesi şimdi?! böyle şey mi olur, çınk çınk çınk!" sesleri yükseldi. sonra bütün otobüs indik ve öndeki otobüse geçtik. maşallah, o otobüs de gayet doluymuş, nüfus bizimle beraber ikiye katlandı ve insanların birbiriyle yakın temaslı otobüs yolculuğu başladı. sonra geldiğim otobüsten inen otuzlu yaşlarında bir adam gayet öfkeli bir şekilde sesli olarak şikayete başladı. laflarını ortaya söylüyordu ve "olur mu böyle şey, bu ne biçim hizmet, şikayet edeceğim" diyordu. sonra ikinci bindiğimiz otobüsün muavinine nereye şikayet edebilirim, bu yaptığı kurallara aykırı mı gibisinden bürokratik sorular sordu. adamın yakınmalarından bunalan muavin de "e o zaman şikayet et abi" dedi. adam "edeceğim tabii, edeceğim" diye yanıtladı. o an sağımdaki ve solumdaki insanlara değmemek, onların da bana değmemesini sağlamak için üstün çaba sarf eden ben, otobüsten inme olayına o adam kadar sinirlenmediğimi fark ettim. önce kendimden şüphe duydum. ben niye sinirlenmedim ki dedim. çünkü ilk etapta adamın iftarını açacağını biliyordum ve "yazık, adam aç tabii" demiştim. ama sonra düşündüm, tuttuğu oruç yüzünden insanlara verdiği sosyal hizmeti aksatıyor dedim. ben o kadar sinirlenmedim ama benimle aynı konumdaki o adam bunu benden çok daha fazla önemsedi. yol boyunca düşündüm, hangimiz haklıydı acaba? ben ufak tefek şeyleri hoşgörebilirdim, çünkü oruç tutmuyordum ve karnım aç değildi. üstelik acil yetişeceğim bir yer de yoktu. ama belki o bağıran adam da oruçluydu ve bir an önce evine gitmek istiyordu. belki açlığın üstüne bir de sıkış pıkış altlı üstlü otobüs yolculuğunu kaldırabilecek durumda değildi. sonra düşünmeye devam ettim, hoşgörünün sınırları nereye kadardı? toplumda neyi nereye kadar hoş görebilirdik, neyi göremezdik? sonra daha da devam ettim, toplum beni hoşgörüyor muydu ki? kendimce anlayışlı yaklaştığım oruçlu amca, yarın bir gün herhangi bir konuda -herhangi bir konuda- bana hoşgörü gösterecek miydi? ya da benim anlayışlı yaklaştığım insanlar, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan biriyle karşılaştıklarında uyumlu davranacaklar mıydı ki? ya da o otobüsten indiği için ortalığı ayağa kaldıran takım elbiseli adam, devletin yaptığı herhangi bir yanlışlığa/adaletsizliğe de bu derece karşı çıkıyor muydu, yoksa "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mı diyordu? kurallara özen gösteren ve toplumda düzeni önemseyen biri miydi, yoksa sadece "tutmayın küçük enişteyi" mi?
bütün bunları düşündüm durdum. ben kimlerle aynı otobüsü, aynı şehri, aynı toprağı paylaşıyordum? kendimce kuralları önemseyen ve günlük işlerin akışının önemli olduğunu savunan ben, otobüsten indirildiğimde bunu doğal karşılayacak kadar sinmiş miydim? sonuçta vardığım nokta boşa kürek çektiğimdi. nasılsa herkes en doğruyu biliyor ve en doğruyu yapıyordu. insanlar yarın bir gün kendileri gibi olmayan birine tepki göstereceklerse benim her şeyi normal karşılamamın hiçbir anlamı yoktu, hiçbir zaman da olmamıştı.
malum, ramazanlar toplumca bu hoşgörü mevzusunun en öne çıktığı zaman dilimleri. gerek anadolu şehirlerinde, gerekse internet aleminde bu konuya dair tartışmalar her ramazanda yeniden gündeme geliyor. ben de buna dair iki gün önce başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum.
iftar vaktine yakın otobüse bindim. otobüsün bir hayli kabalık olmasına rağmen şanslıymışım ki şoförün hemen arkasındaki koltuğa oturabildim. çok az yol gitmiştik ki ezan okundu. sonra şoförün telefonuyla başka bir şoförü aradığına kulak misafiri oldum. hemen arkasında oturduğum için de bütün konuşmayı duydum. bizim şoför diğer şoföre nerede olduğunu sordu, "haa orada mı? bekle o zaman, ben sana yetişeyim de benim yolcuları sen al. rahatça bir iftar yapalım" dedi. sonra da manyak şekilde gaza bastı. normal zamanda on dakikada alacağımız yolu şoförümüz bize üç dakikada aldırdı. zaten iftar saati olunca yollar da gayet boştu. neyse, diğer otobüsün bizi beklediği yere geldik. sonra şoförümüz sağa çekti ve "efendim, çok özür dileriz, lütfen öndeki otobüse geçer misiniz? çok özür dileriz, lütfen efendim" gibi kibar cümleler kurdu. bütün otobüsten "haydaa! bu da nesi şimdi?! böyle şey mi olur, çınk çınk çınk!" sesleri yükseldi. sonra bütün otobüs indik ve öndeki otobüse geçtik. maşallah, o otobüs de gayet doluymuş, nüfus bizimle beraber ikiye katlandı ve insanların birbiriyle yakın temaslı otobüs yolculuğu başladı. sonra geldiğim otobüsten inen otuzlu yaşlarında bir adam gayet öfkeli bir şekilde sesli olarak şikayete başladı. laflarını ortaya söylüyordu ve "olur mu böyle şey, bu ne biçim hizmet, şikayet edeceğim" diyordu. sonra ikinci bindiğimiz otobüsün muavinine nereye şikayet edebilirim, bu yaptığı kurallara aykırı mı gibisinden bürokratik sorular sordu. adamın yakınmalarından bunalan muavin de "e o zaman şikayet et abi" dedi. adam "edeceğim tabii, edeceğim" diye yanıtladı. o an sağımdaki ve solumdaki insanlara değmemek, onların da bana değmemesini sağlamak için üstün çaba sarf eden ben, otobüsten inme olayına o adam kadar sinirlenmediğimi fark ettim. önce kendimden şüphe duydum. ben niye sinirlenmedim ki dedim. çünkü ilk etapta adamın iftarını açacağını biliyordum ve "yazık, adam aç tabii" demiştim. ama sonra düşündüm, tuttuğu oruç yüzünden insanlara verdiği sosyal hizmeti aksatıyor dedim. ben o kadar sinirlenmedim ama benimle aynı konumdaki o adam bunu benden çok daha fazla önemsedi. yol boyunca düşündüm, hangimiz haklıydı acaba? ben ufak tefek şeyleri hoşgörebilirdim, çünkü oruç tutmuyordum ve karnım aç değildi. üstelik acil yetişeceğim bir yer de yoktu. ama belki o bağıran adam da oruçluydu ve bir an önce evine gitmek istiyordu. belki açlığın üstüne bir de sıkış pıkış altlı üstlü otobüs yolculuğunu kaldırabilecek durumda değildi. sonra düşünmeye devam ettim, hoşgörünün sınırları nereye kadardı? toplumda neyi nereye kadar hoş görebilirdik, neyi göremezdik? sonra daha da devam ettim, toplum beni hoşgörüyor muydu ki? kendimce anlayışlı yaklaştığım oruçlu amca, yarın bir gün herhangi bir konuda -herhangi bir konuda- bana hoşgörü gösterecek miydi? ya da benim anlayışlı yaklaştığım insanlar, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan biriyle karşılaştıklarında uyumlu davranacaklar mıydı ki? ya da o otobüsten indiği için ortalığı ayağa kaldıran takım elbiseli adam, devletin yaptığı herhangi bir yanlışlığa/adaletsizliğe de bu derece karşı çıkıyor muydu, yoksa "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mı diyordu? kurallara özen gösteren ve toplumda düzeni önemseyen biri miydi, yoksa sadece "tutmayın küçük enişteyi" mi?
bütün bunları düşündüm durdum. ben kimlerle aynı otobüsü, aynı şehri, aynı toprağı paylaşıyordum? kendimce kuralları önemseyen ve günlük işlerin akışının önemli olduğunu savunan ben, otobüsten indirildiğimde bunu doğal karşılayacak kadar sinmiş miydim? sonuçta vardığım nokta boşa kürek çektiğimdi. nasılsa herkes en doğruyu biliyor ve en doğruyu yapıyordu. insanlar yarın bir gün kendileri gibi olmayan birine tepki göstereceklerse benim her şeyi normal karşılamamın hiçbir anlamı yoktu, hiçbir zaman da olmamıştı.
sonra kendi kendime dedim, "hoşgörmek" aslında içinde bir parça da kibir barındırmıyor muydu? bu kavram konsept olarak biraz hastalıklıydı azizim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder