sokağa çıktığımda yüzüme ateş çarpıyor. resmen yanan ocağın yanındayım ve elimi, yüzümü ateşe tutuyorum. gözümü kapattığımda kulağımda çalan şarkı bana bir anlık serinlik veriyor ama yalan. gözümü açınca tepemde cayır cayır yanan güneş. sokakta yürürken burnuma güneş kremi kokusu geliyor. vallahi geliyor. sonra bir yapışkanlık hissi. pantolon sanki derimin üstüne yapışmış, tişört terden sırıl sıklam. saçlarım ensemi kapamasın istiyorum. ensemi hep açık tutmalıyım, biri oraya üflemeli. sanki çöldeyiz, buhar olup uçacağız. adeta beynim genleşmiş, esnemiş ve gevşemiş. iyi düşünememem bu yüzden, kendimi aptal gibi hissetmem de. zaman bir süreliğine durmuş sanki. her şey "sıcaklar-geçtikten-sonraki-bir-vakit"e ertelenmiş. halbuki bu sene yazın gelmesini ne çok istemiştim. fakat bu sıcaklar bana sıcağı niçin sevmediğimi bir kez daha anımsattı. yapış yapışlığı sevmiyorum. güneşte kızaran/kararan surat, kol ve bacak da hiç hoş değil. tek istediğim esinti. biraz rüzgar, gölge ve serinleyen ense. insanlara bakıyorum, sanki en olmayacak şeyler kendini belli ediyor. insanların libido seviyeleri artmış. vallahi artmış. peki ben bunu nasıl görebiliyorum? uyduruyorum, bana öyle geliyor. herkes uygun feromona doğru gitme peşinde, dünden hazır. bunun için girdikleri haller komiğime gidiyor; bence onlar da kendilerine dışarıdan bir bakmalı. bense kendime bakınca sabrımı denediğimi görüyorum. ha gayret diyorum, dayanabileceğin kadar dayan bu sıcaklara. hava muhalefeti beni isyan ettiriyor. kolunu kaldırırken bile boynundan aşağı terler iniyor. meteoroloji kırk küsur derece diyor. ferahlatacak bir esinti için neler vermezdim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder