bazı insanlar yaşam enerjimi tamamiyle alıp götürüyor. nasıl desem, böyle her şeyi kökünden kazıyorlar, bana hiçbir şey kalmıyor. bir insanın bana böyle bir etkisinin olması başıma çok sık gelen bir şey değil. küçük şeylere takılmamayı becerebiliyorum. insanların dedikleri bir kulağımdan giriyor öbüründen çıkıyor ama birkaç kişi var ki öyle değil. yani kendimi çok yorgun, çok aptal ve beceriksiz hissetmeme nasıl neden olabiliyorlar bir fikrim yok. zaman zaman insan kendini başkalarıyla karşılaştırır, bu normaldir. benim bahsettiğim böyle bir şey değil. demek istediğim, başkasının üzerinde psikolojik şiddet uygulayarak bunu yapan birtakım insanlar var. ben daha önce böyle insanlar tanımamıştım. ne zamanki üniversite hayatıma başladım, böyle birkaç insan tanıdım. ne zaman onlarla konuşsam kendimi çok yorgun hissediyorum. resmen enerjim buhar olup uçuyor. birden yoruluyorum. aman allahım, ben şimdi ne yapacağım diyorum. kontrollü olmaya çalışıyorum ama içimde beliren o kaygı ve endişeyi ne yapsam silemiyorum. mümkün olduğunca o insanlardan kaçmaya çalışıyorum. konuşmak istemiyorum ama bir şekilde gelip beni buluyorlar. onlara dair olan bu hislerimden haberdarlar mı bilmiyorum, belki anlamışlardır. bunu kimseye anlatmayı denemedim çünkü tam olarak nedeni ne bir fikrim yok. tek bildiğim onların beni kötü etkilediği. bu olumsuz hisle nasıl başedilir ki? tek yapabildiğim kaçmak. yalnız şundan eminim ki eğer bu bahsettiğim insanlar kız olsalardı onlarla nasıl başedeceğimi çok iyi bilirdim. çünkü o zaman onların uygulayabileceği yöntemlere dair bir fikrim olurdu. ama bahsettiğim insanların erkek olması elimi kolumu bağlıyor biraz. bana gayet sahtekâr bir şekilde "aa! nerden çıkardın, sen öyle sanıyorsun" diyebilecek kaypaklığa sahipler. insanların iş yaşamında mobbing dedikleri şey böyle bir şey olabilir sanırım. mobbing'in içindekiler de bu bahsettiğim insanların gelecekte bir şirkete girmiş, kariyer sahibi ve para kazananları olsa gerek diyorum. çevremdekileri baz alıp bahsedilen erkek profilini düşünüyorum ve midem bulanıyor. en ufak bir abartma yapmadan diyorum ki gerçekten midem bulanıyor. şimdiye kadar bu derece keskin bir tiksinme hissi duyduğum sayılıdır.
kütüphanede ders çalıştım ve mola vermek için dışarı çıktım. makinadan bir kahve aldım ve banklardan birine oturup sakin sakin kahvemi içmeye koyuldum. o sırada "aa bize kahve yok mu?" diyerek üç oğlan bitti yanımda. sonra başladılar derslerden, ödevlerden, projelerden konuşmaya. ben sınavdan kaç almışım, yok kalır mıymışım, geçer miymişim, ne alırmışım. size ne be?! bir de bana soyadımla hitap etmiyorlar mı?! iğrençyapaysevecenlik. hiç insanın tüm hareketlerinin sahte olduğu bu denli belli olur mu? oluyor işte. bir de soyadımın sonuna "-cım" ekliyorlar, şalterlerim atıyor. işte o vakit içimden bütün küfürleri sayıyorum. ben bu oğlanların hepsini sigara dumanında boğmak istiyorum. öfkeleniyorum. sonra ben kahvemi bitiriyorum ve tekrar masamın başına dönüyorum. saat olmuş akşamın dokuzu. kitabım açık ama benim algım kapanmış. kendimi öyle kötü hissediyorum ki. on beş dakika ya, sadece on beş dakika o çocuklarla konuşmak önümdeki on seneyi gözden geçirmeme, hatta kendimi sorgulamama neden oldu. sonra kendimi yetersiz hissettim. bunu öyle güzel başardılar ki. onların içleri pisti ama ilerde para kazanan herifler olacaklardı. hatta o sahtekârlıklarıyla güzel kızları etkileyen mal heriflerden olacaklardı. eminim on-on beş sene sonra karşılaşırsak laf arasına ne kadar iyi kazandıklarını falan sıkıştıracaklardı.
sonra çalışmayı neyi bıraktım düşündüm. tek ortak noktamız aynı bölümü okumak ve aynı şehrin havasını solumaktı. her gün aynı ortamda ders dinliyoruz, aynı yollardan geçiyoruz, aynı kitapların altını çiziyoruz ama birbirimizden ne kadar uzağız; aramızda onyüzbinmilyon kilometre var. görünürde aynı şeyi yapıyoruz ve onlarla aynı şeyi yapma halinden hiç hazetmiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder