11 Mayıs 2010 Salı

sanırım aklımdan bir şeyler geçiyor-3

>aklıma takılan ve unutmak istediğim şeyler olduğunda yazıyorum. o konunun hakkında söyleyebileceğim tek bir laf kalmayana kadar yazıyorum. yazdığım şeyin bu yolla tükenmesini ve değersizleşmesini istiyorum.

>bazen hatırlamak için yazıyorum, bazense sadece unutmak için.
son zamanlarda unutmak için yazdığımı fark ediyorum.

>bazı insanların bulundukları ortamın havasını olumlu yönde değiştirme etkileri var. böyle insanların çevremde olması beni memnun ediyor.

>gerçeklikle zaman zaman problemim olduğunu düşünüyorum. kabul etmek zor gelmiyor da "gerçeklik"in kendisini sıkıcı buluyorum. onu kendime göre eğip büktüğümdeyse "gerçekdışı" oluveriyor. insanın kendi gerçekliğiyle genel gerçekliğin örtüşmemesi hoş değil.

>olmayacak şeylere ayak dirediğim zamanlarda kendime aferin dediğim oluyor. kendimi matah bir şey yapmış sanıyor, hayata karşı muhalif tutumumu muhafaza ettiğimi düşünüyorum. sonra bir daha düşünüyorum ve kalelerimin teker teker elden gittiğini görüyor, üzülüyorum.

>bir şeyin duyu yoluyla çağrışım yapması ne ilginç. bir koku, bir ses aklımıza neler neler getiriyor. en ilginci de durduk yere burnumuzun bir koku alması, kulağımızda bir sesin belirmesi.

>"yıl 2000/ tekke ve zaviyeleri kapatıldı kalbimin "
didem madak-ah'lar ağacı, müsveddeler-2

>bir şey okuduğumda neden kendimi aldığım eğitime ihanet ediyormuşum gibi hissettiğime dair hiçbir fikrim yok. sanki böyle şeylerden ne kadar kaçarsam rasyonaliteye o kadar yaklaşacağım ve o zaman da ders kitaplarıma layık bir öğrenci olacağım gibi geliyor.

>okuduğum her kitabın, her şiirin ardından kendimi suçlu hissetmemi çok garip buluyorum. neden öyle hissediyorum ki?

>ben böyle düşünürken, geçenlerde termodinamik dersinde şöyle bir diyalog yaşandı:
hoca sınavdan düşük not alan arkadaşa niye bu notu aldın, yoksa çalışmadın mı diye sordu. arkadaş da pek çalışamadım hocam diye yanıtladı. bunun üzerine hoca: "ne o, yoksa aylaklık mı yapıyorsun? boş zamanlarında ne yapıyorsun ki sen?" dedi. bir anlık şaşkınlıkla ne diyeceğini bilemeyen arkadaş, "kitap okuyorum hocam" deyiverdi. bu cevabın ardından hoca da "madem öyle, otur, termo kitabı oku o zaman!" dedi.

>sanırım niye suçluluk hissettiğimi şimdi daha iyi anladım. okuduğum her roman sayfasının yerine termo kitabından bir paragraf daha okuyabilirdim hissine kapılmamak elde değil.

>iyi ki buraya yazdıklarımı kimse bilmiyor. bunları yazdığımı başta hocalarım, sonra arkadaşlarım, sonra ders kitaplarım bilmemeli. sonra sayfalar süren hesaplamalarım, çeşit çeşit deneylerim, ezberlemeyi beceremediğim ve birbirine karıştırdığım formüller, kimi zaman algılamakta güçlük çektiğim üç boyutlu cisimler, alamadığım integraller, çözemediğim denklemler, biricik üstadım gauss, termodinamiğin ikinci kanunu, rüyama giren petrol boruları, verimli üretim sistemleri, içinde yüzen akışkanlar mekaniği, düşük bütçeyle alabileceğimiz maksimum iş gücü, az parayla kurabileceğimiz fabrikalar, sürtünme kuvvetinin ihmal edilmediği sistemler, insan aklının en nadide tasarımlarından biri olan çimento makinası, ters üçgen tasarımıyla dayanıklılığı arttırılmış köprüler, momentini alamadığım sistemler ve daha niceleri niceleri...hiçbiri böyle boş işlerle vakit geçirdiğimi görmemeli.

>dün masada otururken bir anda bir şey fark ettim. resmen o an ufkum açıldı. karşımda oturan arkadaşlarıma bir baktım, hepsinin gözünün feri sönmüştü. kendimi göremiyordum tabii ama muhtemelen ben de öyleydim. hepsinde bir bıkkınlık, sıkılmışlık, hayattan bezme.

>yaşımızın küçük olmasına rağmen yorgunluğumuzun büyük olmasını aklım almıyor.

>çevremizin kalabalık olmasına rağmen yalnızlığımızın büyük olmasını da anlayamıyorum.

>yiyeceklerimizde ve içeceklerimizde akla hayale gelmeyecek kimyasallar var. hele ki suyumuzda. içtiğimiz suların içinde kim bilir neler var. vücudumuz bu yüzden mi çabuk iflas ediyor? her şeye karşı hassasiyet gelişiyor ve tuhaf tuhaf alerjiler baş gösteriyor.

>biri seni üretkenliğe sevk ediyorsa o kişinin önemli olduğunu düşünüyorum. kim olursa olsun, eğer o insan senin içinde bir şeyler ortaya koyma isteğini tetikliyorsa hayatının şanslı bir dönemindesin demektir. kastettiğim üretkenlik çektiğin üzüntüden kendini yazmaya vermek, efendime söyleyeyim besteye vermek değil ama. tam tersine, senin ruh halini olumlu anlamda etkilemesi ve kendini iyi hissetmen, bunun sonucunda içinde bir şeyler yapmak adına şevk belirmesi. herkesin birbiriyle vakit geçirdiği bir dönemde birinin seni kendi içine bakmaya teşvik etmesi çok önemli.

Hiç yorum yok: