bazen bugünde yaşarken, aslında bugünün içinde yaşamıyormuşum gibi geliyor. bugündeyim ama içinde bulunduğum zamandan uzağım. gerisinde ya da ilerisinde gibi değil, daha çok dışında gibi. okuduğum haberler beni bugüne sabitlerken, ben onlardan kaçarak başka bir zamana gitme isteği duyuyorum. van gogh'un mektuplarını bitirdim ve boşlukta hissediyorum. müthiş yaratıcı bir hayatın izini sürdükten sonra, kendi vasatlığımızda boğulduğumuz dünyaya geri dönmüşüm gibi geliyor. loving vincent filmini sinemada ikinci kez izledim. eğer bana iyi geleceğini düşünsem, üçüncü kere de izlerdim. bir filme karşı böyle hisler beslemem olağan değil. hele kısa aralıklarla üst üste izlediğim film sayısı bir elin parmaklarını geçmez. ama loving vincent beni duygusal anlamda alt üst edecek denli etkiledi. başka insanların van gogh'a duyduğu büyük sevgi sonucu ortaya çıkan film, benim içimden taşan sevgiyi yönlendirebileceğim bir mecra oluverdi. insanlarla böyle noktalarda buluştuğumda memnun oluyorum. hem de hiç tanımadığım ve tanımayacağım insanlarla. tanık olduğum kötülüklerde, beni üzen haber metinlerinde ve zalimliklerin ülkesinde; böyle filmler, böyle iyi niyetler, güzel düşünceler pırıl pırıl parlıyor. vincent'ın altın kalbini hissediyorum. bir sanatçının yalnızlığında yaşamın özünü buluyorum. yalnızlığında ama dostlukla zenginleşen, yolun kenarında açan bir çiçekle güzelleşen, mavi bir gökyüzü ya da hardal sarısı bir ayçiçeği ile renklenen yalnız bir dünyada, içinde yaşadığım günden daha fazla anlam buluyorum.
"sanat ne büyük zenginliklerle dolu; insan gördüklerini unutmadıkça hiçbir zaman verimli düşüncelerden uzak, gerçekten yalnız ya da tek başına kalamaz."
1878 tarihli bir mektubunda böyle demiş. ben mektuplarının ardından, van gogh'u unutmayacağımı biliyorum. hayatın dikenlerini çıkardığı, bir kirpi gibi el acıttığı zamanlar oldukça fazla. tüm bunların arasında gördüğüm, görmeye çabaladığım güzelliklerde van gogh'un iyi niyetinden izler var. loving vincent filmini yapanlarla ortak bir sevgide buluştuğumun farkındayım. bu filmin müziklerini yapan clint mansell'in albümünü çevirip duruyorum. ilk parça, the night café, o kadar güzel ki hüzünlenerek dinlemekten kendimi alamıyorum.
"ileride daha iyi işler çıkarırsam, şimdi çalıştığımdan daha değişik çalışacak değilim kesinlikle. yani, elma aynı elma olacak, ama daha olgun... ta başından beri sürdürdüğüm görüşlerden vazgeçmeyeceğim. işte bu yüzden, kendi payıma diyorum ki: eğer şimdi değersizsem ileride de değersiz olacağım, ama ileride değerli olacaksam, şimdi de değerliyim. çünkü mısır mısırdır, her ne kadar kentliler ilk bakışta onu ot sansalar da."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder