bugün yine uzun uzun yürüdüm. kulağımda müzik ile soğuk bir havada sahilde bir iki saat geçirdim. deniz kenarını kiralamışım gibi hissettim, ben ve birkaç insandan başka kimseler yoktu. köpeğini gezdiren birkaç insan, bir de azimli sporcular gördüm o kadar. yavaş yavaş yürüdüm, bir yere yetişme derdi olmadan. kulağımda çalan müzik düşüncelerimden hızlıydı, ağır çekimde ilerliyordum. yeni yaşımda öğrendiğim en büyük şey sanırım buydu, yavaş hareket etmeyi öğrenmek. herkes yanımdan koşar adım gelip geçerken ben kimselere aldırış etmeden ayrık otu olarak yavaşlığın da bir seçenek olduğunu yeni fark ettim. hayatıma yeni giren bu yavaşlığı düşünürken, karşıdan kocaman kahverengi bir köpeğin dört nala koşarak bana doğru geldiğini farkettim. bir saniye önce gördüm, ikinci saniyede üzerime yapışmıştı. iki ayağının üzerinde göğsüme geliyordu. diğer iki patisiyle de beni resmen kucaklıyordu. beni uzaktan birine mi benzetti acaba diye düşündüm, sahibine mesela. bir an korktum ama sonra beni sevgiyle kucakladığını görünce ben de onu kucakladım. dört beş saniyelik bu kucaklaşmanın ardından beni hızlıca bıraktı ve geldiği yönde koşmaya devam etti. arkama baktım acaba sahibine mi koşuyor diye, bilemedim.
bu pazar günü hem bu köpeği hem de amcamı düşündüm. bitanecik amcamı. kulağımda creedence clearwater revival'ın have you ever see the rain şarkısı ile babam gibi sevdiğim amcamı düşündüm. pek çok şey gibi, bildiğim bütün müzikleri öğrettiği gibi ccr'ı da bana o tanıtmıştı. uzun zamandır böyle müzikler dinlemiyordum. dinlesem belki beyin dalgalarımın olumlu olması adına katkı sağlayabilirdim. bu eski müzikler bana hep amcamı hatırlatır; onun evinde önceleri kasetten, sonra cd'den dinlediğimiz müzikleri. kanepede oturup, başka bir işle uğraşmadan sadece müzik dinlerdik. "ne kadar güzel değil mi?", "tam şu kısım harika" yorumlarının haricinde pek konuşmazdık. bana çoğunlukla kazandibi alırdı, kahve eşliğinde yerdim. kazandibi ve kahve ikilisiyle çok akşam geçirdim. birkaç mutlu şarkı var ki ipod'umdan yıllar boyu eksik etmedim. bir tanesi de have you ever seen the rain. yüzüme gülümseme konduran, içimi ısıtan bu şarkı bana eskiden ne kadar güzel şeyler yapılmış diye düşündürtüyor. elbette ki şimdi de çok güzel müzikler yapılmakta ama benim kastettiğim daha çok şu: şimdi bile güzel müziklerin hepsine yetişemezken kaçırdığım eski güzel müzikleri nasıl yakalarım hissi. çoğu eski şeyden haberdar olmadan geçip gidiyoruz. yeni şeylerden haberdar olmak bile zor, o kadar hızlı bir bilgi akışı var ki yakalayamıyorum. hoş, hiç bilmediğim bir şeyi ilk kez dinlediğimde bana boş, çer çöp geldiği oluyor. takip ettiğim janrlarda yeni çıkan şeyleri dinleme isteğim iki sene önce daha fazlaydı. şimdi artık o kadar ilgilenmiyorum. daha çok az olsun öz olsun kafasındayım. hayatımdaki her şeyi azalttığım gibi gereksiz bilgiyi de azaltma yoluna gidiyorum. bu anlamda zamanın onayladığı, müzik sahnesinden gelip geçmiş ve bugünlere kalmış şeyleri dinlemeye dair duyduğum istek daha fazla. nasıl ki güncel edebiyatı okumayı tercih etmiyorsam (ölmemiş bir yazarın kitabını okumadan önce üç kere düşünmeli), güncel müzik eleğimi de bayağı sıkılaştırdım. neyse, nerden nereye geldim. bu pazar gününü de güzel anılarla sonlandırdım. müzikli california sahillerine selam olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder