6 Mart 2015 Cuma

solvay konferansı, 1927

ön sıra soldan sağa: angmeir, planck, curie, lorentz, einstein, langevin, guye, wilson, richardson 
orta sıra: debye, knudsen, bragg, kramers. dirac, compton, de broglie, born, bohr
arka sıra: piccard, henriot, ehrenfest, herzen, donder, schroedinger, verschaffelt, pauli, heisenberg, fowler, brillouin.

çok sevdiğim bir fotoğraf var.  1927 yılında brüksel'deki solvay konferansına ait bu fotoğrafla tanışmam üniversiteye ilk başladığım zamanlara denk gelir. ne zaman kendimi hayata ve bir şeyleri deneyimlemeye karşı şevksiz hissetsem açar bu resme bakarım. her baktığımda okumaya, öğrenmeye karşı merakım tetiklenir. benim için aile albümünden bir yaprak gibi olan bu kare, şu hayatta görüp görebileceğim en efsane karedir.

solvay konferansları 1911 yılından beri fizik ve kimya alanlarında her üç senede bir yapılmaktadır. 1927 yılındaki bu konferansın konusu ise elektronlar ve fotonlar.  20.yüzyıla yön veren ve dolayısıyla modern bilim tarihini şekillendiren bu insanlar, bilim adına eşsiz bir dönemin kahramanları. hem dünyanın en acılı dönemlerinden biri olan birinci ve ikinci dünya savaşı zamanını yaşamış hem de bu sıralarda fizik ve kimyada inanılmaz teoriler ortaya atmışlar. bir nevi rönesans gibi. bilimin rönesansı, fizik ve kimyanın aydınlanma çağı. bir daha fizik ve kimyada o dönemdeki ivme yakalanmamış. hatta bu yüzden bu iki bilim dalının doyma noktasına ulaştığı, bilimin ivmesinin o tarihten günümüze kadar gelen süreçte artık biyoloji tarafına kaydığı söylenir.

bu fotoğrafa kısa bir süre öncesine kadar şöyle bakardım: insanoğlunun evreni ve maddeyi algılama yetisinin sınırlarını zorlayan, bir nevi atletizmdeki yüz metre koşucularının bilim dünyasındaki karşılığı olan bu insanlar, bana bilginin en kıymetli şey olduğunu hatırlatırlar. evrenle, tabiatla ve maddeyle yarışmayı değil; onu mevcut sistemle en iyi şekilde anlamayı ve modellemeyi denemişlerdir. büyük bilim insanlarının bu tavırlarından kendi adıma öğreneceğim çok şey var. insan aklı kendisinden daha karmaşık bir sistemi çözmeye meyilli değil. dördüncü boyuta bile aklımız eremiyor maalesef. hakaret olacak ama yalnızca üç boyuta akıl erdirebilen canlılarız. zamana bağlı denklemler bizi zorluyor. ama  uzayla ve atom altı parçacığıyla ilgili bir denklemimiz varsa, onu algılayabileceğimizi düşünebiliriz. işte bu insanlar bize bunu gösterdi. 

aradan zaman geçti ve fotoğrafa şimdilerde baktığımda artık başka şeyler düşünüyorum. 88 yıl önce bir araya gelen şu insanlar, bana neden böyle bir ülke olduğumuzu ya da şöyle diyeyim, neden onlar gibi olamayacağımızı gösteriyor. bilgiyi üreten adamlar bunlar. modern dünyanın her türlü teknolojisi şu adamların, öğrencilerinin ve çalışma gruplarının elinden çıkma. bilimsel çalışma, araştırma, deney yapma ve tüm bunları kayda dökme bir gelenek, bir ekoldür. biz ne yazık ki bu gelenekten çok uzağız. olmaya çalıştığımız bir şey var ama yine de bize tur bindirmelerine engel olamayız. 88 yıl önce orada kimler var? elbette ki yarısından çoğu alman. bilimin ve mühendisliğin beşiği almanya. sonra bol bol hollanda, avusturya ve fransa. elbette isviçre, ingiltere, danimarka, belçika, polonya (fransa?), amerika. sonra geliyoruz en son yapılan 2013 tarihli kimya ve 2014 tarihli fizik konferanslarına. bakıyoruz, yine şu yukarıda sayılan ülkeler var. hatta 1911 yılından 2014'e kadar olan komite başkanları incelendiğinde görülüyor ki sadece bir kere araya bir italya girmiş, o kadar. hep kendi aralarında değiş tokuş yapmışlar. burada batı övücülüğü yapmıyorum ama bir gerçek var ki görmezden gelemeyiz. biz bu dünyada bilgi üreten bir toplum değiliz. bu nedenle de hep bir tarafımız hazırcı, kolaycı. biz parası neyse verip almaya, bize söyleneni yapmaya alışkın insanlarız. istisnalar olsa da genel eğilimimiz üretmek değil tüketmek üzerine kurulu. bu elbette ki eğitimle, sağlam bir eğitim/üretim politikasıyla değişebilecek bir şey ama bugün başlasak 200 sene sonra ancak bilgiye şu adamların yaklaştığı gibi yaklaşabiliriz. adamlar bu seviyeye gelmek için 1800'lerin sonlarında çalışmaya başlamışlar. bunu söylerken utanıyorum ama şu hayatta alman bilimsel geleneğine özendiğim kadar pek az şeye özeniyorum.
                                                                            ***
29 katılımcının 17'sinin nobel'i olduğunu söylemiş miydik?

konferansın başkanlığını fotoğraftaki tavrından da anlaşılacağı üzere lorentz yapmış. elinde fötr şapkasıyla poz veren hocaların hocası lorentz, bu tarihten bir yıl sonra vefat eder. derler ki yıllar boyunca fizikçiler, her yeni teori ortaya atıldığında lorentz acaba ne der diye merak etmişler. lorentz'in bu konferanstaki başkanlığı hakkında einstein'in bir arkadaşına yazdığı mektupta şöyle dediği bilinmektedir: "her üç dile de [ingilizce, almanca, fransızca] son derece hakim bir şekilde konferansı yönetti. onda herkesten farklı bir zeka var." lorentz'in solunda marie curie. şu resimdeki tek kadın olmasının yanı sıra, iki farklı alanda nobel alan tek bilim insanı olma özelliğini taşıyor. marie curie bir kadın için ilham verici bir kişilik. bulduğu elemente ülkesinin adını verecek [polonium] kadar polonya'yı seven ama hep gurbette yaşayan ve özlem çeken bir kadın. curie'nin yanında planck var. biraz kalpsiz, fazla çalışmayla kafayı bozmuş diyorlar. o da bir nevi hocaların hocası. einstein'in görelilik kuramı üzerine birlikte çalışmışlar. oğlunun ikinci dünya savaşında öldüğü haberini alır almaz çalışmaya koşmuş. öyle bir adammış planck. boşuna planck's constant yok. onun yanında da langmuir. ah sevgili langmuir! onun da kendi adına bir izoterm grafiği var. kimyacı ve fizikçi olan langmuir, plazmalar ile ilk kez çalışanlardan biri. atomik hidrojeni keşfeden isim. yüzey kimyasına katkısı çok. bugünkü kaynak teknolojisinin gelişmesine katkı sağlamıştır. einstein'i geçiyorum, onu herkesler biliyor zaten. onun sağındakilerle de pek muhattap olmadım. ben bildiklerimden devam ediyorum. orta sıranın en sağında bohr var. canım bohr, canım benim ya. kendisi dönemindeki kimyacıların babası sayılırmış. o dönem bütün yahudiler nazilerden kaçarken, bilim insanlarına gidecek vatan, çalışacak okul bulunmasına yardımları çok olmuş. sonra naziler danimarka'yı bastığında seni tutuklayacak kaç demişler, isveç'e kaçmış. ha bir de cern'in kurucularından. ama şöyle bir dedikodunun içinde yer almış. 1930'larda alman nükleer enerji projesinin başına getirilen heisenberg, özellikle bohr ile görüşmek için kalkmış ta danimarkalara kadar gelmiş. ikisinin baş başa ne konuştuğu, savaşın kaderini etkileyip etkilemediği bilim dünyasının en merak edilen dedikodularından biri olarak ta bugüne kadar gelmiş. sonra bir de denklemlerde adı geçen de broglie var. biz ona de broglie dalga boyu diyoruz. bohr'un hemen iki yanında. ilginçtir ki ilk olarak tarih eğitimi almış. bunu bitirdikten sonra fiziğe yönelmiş. bilim felsefesi üzerine de yazılar yazmış. elbette ki onun da nobeli var. bir de ilginç saç modeliyle dikkat çekiyor. sonra onun yanının yanında dirac var. kuantum mekaniğinin babalarından sayılıyor. tabii ki onun da kendi adına bir denklemi var. sonsuz uzayı modelleme üzerine çalışmış. kendisiyle ilgili şöyle de güzel bir anektod var. bir öğrencisi dirac'a inancının ne olduğunun sormuş. dirac tahtaya yürümüş ve doğa kanunlarının güzel denklemlerle ifade edilmesi gerektiğini yazmış. sonra bir de pauli var. arka sırada sağdan dördüncü. kendisinin lakabı fiziğin vicdanı. eşin dostun teorisine sert eleştiriler getirmekten çekinmeyen pauli, jung'un da kankasıymış. uzun yıllar mektup arkadaşlığı yapmışlar. hatta felsefedeki eşzamanlılık konsepti üzerine birlikte kafa yormuşlar. pauli'nin sağında heisenberg var. onu biliyorsunuz zaten, breaking bad'de oynadı. neyse, şimdilik diyeceğim bu kadar. elbette ki şirödinger'in kedisinden de bahsetmek isterdim ama artık o da başka zamana kalsın. 

Hiç yorum yok: