bugün zileliler, ilçelerindeki çekerek ırmağı üzerine yapılması planlanan 3 adet hes'i protesto için eylem yaptılar. malum olduğu üzere toma ve biber gazı olmayan eyleme biz eylem demiyoruz. elbette ki jandarma biber gazıyla bitivermiş (şimdi de jandarma). halk direnmiş, yolu kapatmış. halen direnişleri sürmekteymiş. iş makineleri alana girmiş, inşaat başlamış. şimdi burada sorulması gereken soru, kimler bu hes fikrini akıllara sokuyor ve çıkarları nedir? göz göre göre 3 adet hes nasıl kabul ediliyor? bu işin mantığında yan yana küçük küçük hes'ler kurmak yoktur, kim yapıyor bu inşaatı? ufak bir google aramasıyla, inşaat şirketinin bayındır mühendislik ve agrosan limited şirketi olduğunu görüyoruz. internette firmayla ilgili sadece istanbul ticaret odasına kayıt bilgisi çıkıyor. bu ilişki araştırılmalı ve sorgulanmalı. bu şirketin sahibi kim ve kiminle maddi ilişkisi var? tam olarak soner yalçın'lık bir haber kokusu geliyor. inşaatından ve işletmesinden birilerine iyi paralar akacak gibi. başka türlü onayı çıkmazdı bu projenin.
maalesef mide bulandırıcı onay aşamalarına şahit olan bir ülkeyiz. bazı üniversite hocalarına rüşvet vererek (danışmanlık ücreti dolar/saat bazında) baskı uygulayarak ya da zaten kendi adamlarını hoca yaparak o profesör imzasını alıyorlar. bu yüzden akademi de mide bulandırıyor bu ülkede. önüne gelene dağıtılan title'lar, akademiyi maaş garantili devlet kapısı görüp kadroları kapan bademler vs. derken mesleki etiğin içine ettiler. böyle ortamda mühedislik yapmak da zor. çok çarpıcı bir örnek paylaşmak isterim. bundan birkaç ay önce katıldığım bir uluslararası sempozyumda, oturumlardan birini açan amerikalı bir hoca ki kendisi 80 yaşına merdiven dayamış, konuşmasını eline mikrofonu alarak ayakta yaptı. yüz kişilik salonda dinleyicilerin önüne geldi ve konuşmaya başladı. profesör, fosil enerji alanında yaşayan en büyük bilimadamlarından biriydi. bilimsel bir ortamda alışılmadık bir şekilde konuşmasının büyük kısmı siyaset içeriyordu ve buna karşı çıkan başka hocalar oldu. yaşlı profesör konuya şöyle girdi:"sosyal demokrat bir amerikan olarak obama'nın bizim için hayalkırıklığı olduğunu söyleyerek başlamalıyım" herkes çok şaşırdı. bilimsel bir konuşma yapacağını sandığımız hoca direkt siyasetten girmişti. bush'un ırak'a girmesinden başladı; petrol, doğalgaz, kömür konularına tek tek değindi. endonezya gibi dünyanın en kaliteli kömürlerine sahip bir ülkeyi ingiltere'nin niçin bırakmayacağını, orta doğu'da petrol ve fosil enerji kaynakları var oldukça oraya niçin huzur gelmeyeceğini anlattı. sonra kendi ülkesini eleştirdi. öyle sert eleştirdi ki; bugün, 2015 mart ayında türkiye'deki hiçbir üniversite hocası türk devletini böyle sert eleştirmeye cesaret edemezdi. kuzey amerika toprakları altında inanılmaz bir fosil enerji potansiyeli var ve devlet bunu en sona saklıyor dedi. görünürde güneş enerjisi, rüzgar enerjisi gibi yeşil enerji kaynaklarını teşvik ediyor ancak kendi toprakları haricinde sömürebildiği her yerde fosil yakıt kullanıyor dedi. almanların çöl iklimine sahip arap ülkelerine güneş enerjisinden yararlansınlar diye sattığı güneş panellerini eleştirdi. bunun tam bir hilekârlık olduğunu; onlara eski teknoloji ve çöl iklimine uygun olmayan panel sistemini sattıklarını anlattı. çölde panel olmazdı çünkü kum fırtınalarında panellerin üzeri kumla kaplanırdı ve bu da panellerin güneşlenme verimini düşürürdü. bunun üzerine alman ekip tepki koyarak, ertesi günkü oturumlara katılmadı. oturum başkanı olan bir alman ise cebinden çıkardığı bir kağıtta yazan bir önceki günkü esef verici konuşmayı kınayan yazısını okudu.
şimdi bunu anlatmamın nedeni, kimsenin bir türlü kral çıplak demeye cesaret edemediği bir dünyada, seksen yaşındaki bir adamın kral çıplak deyip herkesi yerin dibine batırmasının uyandırdığı şaşkınlık ve hayranlıktı. işte bilimadamlığı biraz da böyle bir şeydi. akademisyenlik biraz da böyleydi. benim saygı duyduğum bilim buydu, toplum içindi. günümüz koşullarında türkiye'de bir benzerini yapmak zor. sandıktan birinci çıkıp da rektör yapılmayanların (birinin onaylaması da ayrı saçmalık) ülkesinde yaşıyoruz. ancak bazen düşünüyorum, insan meslek etiğini bu kadar çiğner mi diye. imzasını bu kadar düşürüp, iki paralık olmaya değer mi diye.
velhasılı kelam, bu hes projelerine onay veren mühendislerin imzasına tüküreyim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder