1 Ocak 2012 Pazar

annesinin bir tanesi olan bon iver

yine sadece bon iver dinlediğim günler geldi. iki-üç senedir geçirdiğim böyle bir mevsim var. justin vernon'un müziğinde ne gereksiz bir neşe hali ne de hüzün mevcut. bana verdiği gerçeklik hissinden dolayı onun müziğini dinlerken gerçek hayatla da bağımı koparmıyormuşum gibi geliyor. kurduğum şeylerin içinde yaşamıyor ya da olmayan hikayeleri, kahramanları düşünmüyormuşum gibi. müziği kapattığımda yine aynı yerdeyim, kaldığım yerdeyim, şarkılar akarken zaman durmamış. beni sıkan şeyler onu dinlerken sıkmaya devam ediyor. bir an olsun kaçış yok. ama bir yandan da ne kadar güzel bir müzik diyebiliyorum. güzel bir şarkı karşısında heyecanlanıyorum. sonra aklıma gelen şeyler beni uykuya zorluyor. gözümü açıyorum, her şey olduğu gibi. istemediğim ama hayır diyemediğim buluşmalara gidiyor, sevdiğimi bildiğim ama sevgimi hissedemediğim insanlarla sıkıcı saatler geçiriyorum. bütün bu zaman zarfında eve gitsem de bon iver dinlesem diyorum. en güzel anların bile bir an önce geçmesini diliyorum. geçsin ki duyduğum tek ses bu adamın sesi olsun. takıntılı bir haldeyim. iki albümü arka arkaya sayısız kere çeviriyorum. bir gün konserde dinleyebilme ihtimalini düşünüp heyecanlanıyorum. beni heyecanlandırabilen şeyler olduğunu görünce o kadar da kötü durumda değilim diyorum. bir şey izlemek içimden gelmiyor, onun yerine bu adamı dinlemeyi tercih ediyorum.
***
ekmek almaya gittiğim bu öğleden sonrada, karın üstüne basarak yürürken en yavaş adımlarımı attım, o an daha hızlısını beceremediğim için, başka türlüsünü canım istemediği için. kulağımda for emma, forever ago albümü vardı ve tek düşündüğüm, neden artık sadece annemin birtanesi olmanın bana yetmediği bir zaman diliminde yaşadığımdı.


Hiç yorum yok: