hayatımın ikinci sigarasını birkaç gün önce m. ile birlikte içtim. m. benim liseden arkadaşım. onun kırk yılda bir sigara içtiğini bilmiyordum, zaten yeni başlamış. bölüm ortamındaki muhabbetlerden geri kalmamak için arada bir katılıyorum bizimkilere diye açıkladı. şimdi bir sigara olsa içerim dedi bana. ben de dedim ki, ben de sana katılırdım. birden gözleri açıldı ve sahiden mi dedi. tabii dedim. sonra kendimizi dışarıda bulduk. açık bir büfeden sigara aldık. "ben hiç anlamıyorum bu işlerden ama arkadaşım camel'in mavisinin kız sigarası olduğunu söylemişti, ondan alalım bari" dedi. ben de iyi peki dedim. zaten ben de içince kız sigarası içiyorum dedi gülerek. sonra bir mermerin üzerine çöktük. daha doğrusu o çöktü, ben ayakta kaldım. çünkü o oturunca boylarımız anca eşitleniyor. birden kendimizi "ne umuyorduk ne bulduk" temalı bir sohbetin içinde bulduk. bana ileriye dair yapmak istediklerinden bahsetti. sonra dedi ki, ben senin hep farklı şeyler yapacağını düşünürdüm. ne gibi dedim, yani ne bileyim, şimdikinden farklı dedi. sanırım ben de öyle düşünürdüm dedim. sonra ben ona on beş yaşından beri aynı kızla birlikte olmanın nasıl bir şey olduğunu sordum. çok güzel dedi. yani bana çok tuhaf geliyor dedim. iyi ya da kötü anlamda değil. insanın henüz on beş yaşındayken yıllarını birilkte geçireceğini düşündüğü insanı bulmasıydı beni şaşırtan. bu durumu nasıl adlandırırdım bilmiyorum (iyi/kötü/şans/kader vs.); ancak değişik geldiğini söyleyebilirdim. bu düşüncelerimi onunla da paylaştım. beni anladığını, bazen hayatta böyle şeyler olduğunu söyledi. uğraştığı şeyde, okuduğu yerde tatmin olmadığını anlattı. hangimiz memnunuz ki diye bir karşılık verdiğimi hatırlıyorum. yani daha farklı bir şeyler yapmak istiyorum dedi, bir şeyleri değiştirenlerden biri olmak istediğini söyledi. bir şeyin parçası olmak, yeni bir şey yaratmak, önemli bir insan olmak istediğini söyledi. önemli derken büyük biri olmak ya da meşhur olmak gibi değil, ürettiği şeyden dolayı insanlığa bir katkısı olsun ve bu yüzden önemli biri olsun, bundan bahsetti. tıpkı senin istediğin gibi dedi. birden şaşırdım ve bu sefer benim gözlerim açıldı. "nerden biliyorsun böyle bir şeyi istediğimi?" dedim. ben seni biliyorum dedi. vay anasını dedim. cidden çok şaşırdım. sahi nerden biliyorsun böyle şeylerin kafamdan geçtiğini diye üsteledim. "seninle belki eskisi kadar vakit geçiremiyoruz, hayatındaki şeylere eskisi kadar ortak olamıyorum; ama en azından bir araya geldiğimizde o yakınlığı yeniden kuruyoruz. seni tanıyorum. sen hep öyleydin, şimdi de öylesin. memnuniyetsizliğinin altında biraz da bu yatıyor." dedi. ne diyeceğimi bilemedim. oldukça şaşırdım. çokça dilim tutuldu. bahçelideki öğretmenevi manzarasına bakarak ettiğimiz sohbetler gözümün önünden geçti. şu anda bunları konuşurken elimizde bir sigara olması oldukça komikti. "belki birkaç yıldır vakit geçirdiğin insanlar seni benim kadar tanımıyorlardır." dedi. bütün bu lafları düşündüm. her gün vakit geçirdiğim, günleri beraber sona erdirdiğim insanlar neden asıl ben'i tanımıyorlardı acaba diye düşündüm. m. ile ara sıra hayatlarımızı böyle güncelleyerek, onun beni şu anda yanımdakilerden daha çok tanımasını sağlıyordum. arkadaşlıklar, dostluklar biraz da böyle değil mi dedim. sürekli birarada olmaya gerek yoktu. mühim olan uzun aralıklarla da olsa kafanı açman, kalbini açman ve asıl sen'i paylaşmandı. sigaranın üstüne bir tane daha yaktık. böylece teoride üçüncü sigaramı içmiş oldum. sonra bir baktık yağmur yağıyor. hadi hasta olmayalım dedik ve içeri girdik. böylece iki sigara içme mühletince birbirimizin hayatını yakalamış olduk.
3 yorum:
hadi gugıl pılas a gel :)
dur bir bakiim ona, tam olarak olaya hakim olamamıştım ben. zaten her şeye geç kalıyorum:(
bende daha yeni yeni bişiler yapar gibiyim orda. sıkıcı acık :)
Yorum Gönder