başkasını suçlamanın daha kolay olduğunu söylerler. "çuvaldızı kendine iğneyi başkasına batır" derler. oysaki benim için kolay olan kendimi suçlamaktı. suç bende olduğunda her şey daha kolay olurdu. hata benimdi, bundan ders almam gerekirdi. karşıma çıkan benzer durumlarda hayatımın akışı sekteye uğruyorsa bir durup düşünmeliydim. ortak eleman bendim çünkü. ama olsun, bir dahaki sefere yapmam, olur biterdi.
bana, "hesabı kendine çıkarmak"ın psikanalitik açıklamasıyla gelenler oldu; öfkelendiğim onlardı. kırıldıklarım ise kendimi suçlamama izin verenler, tek bir laf etme tenezzülünü bile göstermeyenlerdi. ağır bir suçluluk duygusuyla baş başa kaldığımda etrafta sorularımı soracağım kimse yoktu. o vakit içime sordum, cevabını bizzat bulmaya çalıştım. en sonunda öğrendiğim kendi değerimdi. kendimi değersiz gördüğümde karşımdakini haklı görüyordum. yaptıklarıma saçma deyince karşımdakine mantıklı diyordum. ben yolun başındayken karşımdaki gitmiş de dönüyordu. işte bu nedenle küçük olan bendim. ben az şey bilendim, bana daha fazlasını öğretecek olana kapılır giderdim. sonra sorgulama dönemi gelirdi. en kötüsü de oydu. ben kendimi suçlarken biri de çıkıp, "dur! napıyorsun?!" demedi. ben olsam kesin öyle derdim, bundan eminim. ama ne de olsa başkasını suçlamak kolay olan, kimse çuvaldızı kendine batırmadı; ben hepimiz için yeterince batırdım zaten. en azından bir söz bekledim. bekledim bekledim. "varlık" ile "yokluk", "ses" ile "sessizlik"in ayrımına öyle iyi vardım ki, herkesi kafamda var ettim, herkese söylemesi için muhtemel replikler verdim. kafamın içinde konuşup durdular. sesler sesler... haneye bir galibiyet eklentisi daha. aferin. tebrik ederim. ben anca tebrik ederim, bu saatten sonra söyleyecek başka bir şey gelmez içimden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder