26 Kasım 2009 Perşembe

uyku koordinatlarımı kaybettim

uykuya dalabilmek için yeşillik bir arazide bisikletle gittiğimi hayal ettiğim zamanlar var.
çünkü koyunlar hiç işe yaramıyor.
bir de ılık süt diyorlar ama süt mideme hiç iyi gelmiyor.


geçen hafta karşı dairemize yeni komşularımız taşındı. orta yaşlı, evli bir çift. henüz bilemiyorum tabii, umarım iyi komşulardır. yeri gelmişken benim için iyi komşunun ne anlama geldiğini izah etmek isterim. benim için iyi komşu gürültü yapmayan komşudur. bu bağlamda kendi adıma "gürültü yapmayan her komşu iyi komşudur" sonucunu çıkarabilirim. neyse, komşularımız gelir gelmez hemen akabinde tadilatları da geliverdi. kırıp dökme işlemleri, matkap sesleri, kafama kafama inen balyozlar... hiçbiri eksik kalmadı. tabii bunların hepsi taşınma sırasındaki olağan şeyler. herkesin böyle işlemleri oluyor, o yüzden bir şey diyemiyorum. ama komşularımızın bu işlemleri vakit olarak bana ters zamanlarda yapmaları benim açımdan sorun oldu. ben akşam okuldan geldiğimde onlar da işten gelmiş oluyorlardı (muhtemelen) ve gelir gelmez matkaplar açılıyor, kırıp dökme işlemleri başlıyordu. çalışsam çalışamıyorum, uyusam uyuyamıyorum, öyle bir durum. gece saat on bire kadar da devam ediyorlardı. dört-beş gün böyle geçti. ben gerildikçe gerildim, eve gelirken ayaklarım geri geri gider oldu. sonra cumartesi günü oldu. sabah saat dokuzda matkap sesleriyle uyandım. uyanır uyanmaz da kaçarcasına evden çıktım, okula attım kendimi. akşam saat dokuzda eve geldiğimde komşularımızın tadilatı yeni yeni bitiyordu. bütün gün evde kalsam kafayı yerdim herhalde. o gün kahveye o kadar abanmışım ki gece bir türlü uyuyamadım. sabah ezanı bile okunmuştu, bense hala yatakta dönüp duruyordum, cin gibiydim adeta. aklımdan milyon tane şey geçiyordu. sonra nasıl olduysa bir şekilde uyuyakalmışım. ama o da nesi?! pazar sabahı saat dokuz gibi yine bir matkap sesiyle uyandım. oysaki benim ihtiyacım olan tek şey uykuyken, kaç gündür bir türlü adam gibi uyuyamazken, yorgunluktan asabi bir insana dönüşmüşken bu bana reva mı diye sordum. o sıra eğer uyuyamazsam öleceğim gibi geliyordu. üstelik günün geri kalanında yapmam gerekenleri düşündükçe "eğer uyumazsam hiçbirini yapamam ki" diyordum. işte o an beynimde bir ampul yandı! aklıma süper bir fikir geldi. amcam bize on dakikalık yürüme mesafesinde oturuyordu, neden uyumak için amcama gitmeyecektim ki? hemen amcamı aradım. amca ya dedim, durumu anlattım, gelip sende biraz uyusam olur mu dedim. olur gel tabii dedi. hemen montumu giyip evden çıktım. uykuma kavuşmak istediğim için hızlı adımlarla yürüdüm ve hemencecik amcamın evine vardım. eve girdiğimde amcamın kanepenin üstüne bir çarşaf serdiğini, üstüne de yastık ve battaniye koyduğunu gördüm. içimden canım amcam dedim, dışımdansa bir şey demedim. sonra amcam bana dedi ki sen yat burada. ben de hemen kıvrıldım kanepeye. amcama dedim ki, bak beni bir saat sonra muhakkak uyandır olur mu? daha okula gideceğim, ohooo, çok çalışmam gerekiyor çok dedim, beni muhakkak uyandır bir saat sonra. sonra üstüme battaniyeyi çektim ve hemencecik uykuya daldım. uyandığımda kendimi o kadar mutlu ve huzurlu hissediyordum ki uzun zamandır bu derece iyi hissetmemiştim. ev sessiz ve sakindi. hatta günlerdir yatakta sağa sola dönmekten sabah ezanı okunmadan uykuya dalamayan ben, yattığım gibi aynen kalkmıştım. hiç kıpırdamamışım bile. hemen gittim elimi yüzümü yıkadım. sonra salona amcamın yanına gittim. üstümde hala uyku mahmurluğu. amcam sordu, nasıl, iyi uyudun mu dedi. uzun zamandır hiç bu kadar iyi uyumamıştım dedim. o an gözüm duvardaki saate ilişti. ben amcama beni bir saat sonra uyandır demiştim ama iki saat olmuştu. amcam saate baktığımı fark edince, uyuyordun, ben de uyandırmadım dedi. olsun dedim. hiç mühim değil, iyi oldu böyle. sonra amcam dedi ki kahvaltı yapar mısın. yok hayır, yapmayayım dedim, ben bir an önce eve gidip kitaplarımı alıp, okula gideyim. e bari bir çay iç dedi. peki, olur dedim. ben oradaki koltuğa çöktüm. açık olan televizyondaki pazar günü tartışma programına boş gözlerle baktım. ne tartışıldığı beni ilgilendirmiyordu. ben sadece kendimi ne kadar dingin hissettiğime şaşıyordum. etrafı inceledim, masanın üstündeki gazetelere baktım, dolap raflarına baktım. sonra amcam elinde iki tane büyük kupayla içeri geldi. tek bir tane earl grey çayı kalmış, ben seviyorum diye onu da bana koymuş. kendisine ise kuşburnu. insan yeni uyandığında çay ne güzel geliyor. çay rize çayıysa daha güzel. ama yoksa da earl grey pek güzel. yavaş yavaş içtim çayı. amcam bana dersleri sordu, sonra ben ona işini sordum. sonra o bana memlekette olan olayların kısa bir özetini geçti. hmmm dedim, o hafta kaçırdığım şeyleri öğrendim. sonra o bana dedi ki bak domuz gribine dikkat et. bol bol meyve ye, mandalina ye. dedim ki merak etme, dikkat ediyorum zaten. asıl sen kendine dikkat et. sonra amcam bir sigara yaktı. ben hiç önemsemedim. "amca ama ben daha dün gece banyo yaptım, saçlarım henüz şampuan kokuyor, bak şimdi sigara kokacak" demedim. bunu hiç önemsemedim. çünkü biliyorum ki birine sinir olduğumuzda onun sigarasına da sinir oluyoruz. ama birini sevdiğimizde onun sigarasına o kadar sinir olmuyoruz. en azından ben olmuyorum. sonra benim çayım bitti, amcam dedi ki meyve de çıkarayım sana. ben dedim ki yok ben artık gideyim geç kalmadan. peki dedi. ben montumu giydim, amcam o sırada bana dedi ki niye atkını takmıyorsun. yok amca dedim, ben hep atkımı takıyorum da şimdi evden aceleyle çıktım ya o yüzden unutmuşum. ha peki o zaman dedi. bak boynunu iyi sar, sonra üşütürsün dedi. peki dedim. sen de dikkat et ama diye ekledim. sonra da hoşçakal dedim gittim. eve geldim, hazırlandım, çantamı alıp yola çıktım. yol boyunca insanın hep "alo merhaba şey... ben sana uyumaya gelebilir miyim?" diyeceği bir amcasının olması ne güzel diye düşündüm. sonra bu düşüncemi biraz daha genişlettim, insanın kan bağı olan birinin haricinde de böyle "şimdi ben sana gelsem. senin evinde huzurlu bir uyku çeksem. sonra sen bana çay yapsan" diyeceği bir eşi dostu olmalı diye düşündüm.

2 yorum:

Can dedi ki...

pek şanslı...

kukuletalı dedi ki...

insan keşke hep böyle şanslı olsa. Ama o zaman da bu durum şans dediğimiz şey olmamış mı olurdu acaba?