Şu anı bir yere not düşmek istedim. Yanımda olan müsvedde kağıtlara not düşebilirdim, kitabın sayfasına düşebilirdim, en olmadı elime bile yazabilirdim ama yapmadım. Biliyorum ki kağıda yazsam onu bir dahaki görüşümde boşver deyip, önemsemeyip atacağım. Kitaba yazsam... Kitap benim bile değil ki, yazdığımı bir daha nerede göreceğim? Ola ki elime yazdım, o da hemen silinir gider. Oysaki ben bu anı unutmak istemedim. Etrafta kimseler yok, kütüphane penceresinden dışarıyı seyrettim. Hava ne çabuk kararıyor. Uzaktan şehrin ışıkları minik minik parlıyor. Sanki toplu iğne başı gibi. Az önce sanki zorundaymışım gibi bir kahve içtim. Yalnız içmek istemezdim. Ama olsun, mühim değil. Sonra gazetede burcumu okudum. Bu hafta hep evdesiniz, ya yatıya misafiriniz gelmiş ya da yeni eşyalar almışsınız, yazıyor. Yeni eşyalar almadım, almak da istemezdim ama yatıya misafirim gelsin isterdim. Bunun için şu anda üç-beş isim bile verebilirim. Noel Baba duy beni.
Ben bu anın nesini saklamak istiyorum, asıl mesele buydu değil mi? Kahve içerken bir şeyler düşündüm. Güzel şeylerdi. Sevdiklerimi düşündüm. Düşünmesi bile yetti. Varlıkları bile kafiydi, beni memnun etti. Bu kendi kendime yetebilme anını hep hatırlamak istedim. Bir zaman, bir yerde ben kendi kendime yetebildim. Yanımda yöremde olmayan şeyleri düşünerek gülümsedim bile. Kahvenin kötü tadına hiç aldırmadım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder