
her gün güzel bir şarkıya denk gelsem günler daha güneşli olur. kulaklarımda yeni bir heyecan olsa ne güzel olur. ben öyle şarkıları sanki yeni tanıştığım ama hemen sevip kaynaştığım biri gibi sevip bağrıma basarım. yani eğer denk gelirsem yaparım. denk gelmezsem de bu isteğimi unutur giderim. taa ki o şarkılar karşıma pat diye çıkana, günümün ortasına güm diye düşene kadar. sonra kulaklarımda hep onlar çalar, ben kendi kendime rekor denemeleri yaparım. her gün beni gülümseten bir şarkı dinleyeceğimi bilsem yataktan daha kolay kalkarım. gene mi sabah olmuş, ne çabuk olmuş demem. onun yerine derim ki iyi ki sabah olmuş, pek güzel olmuş. arada uzun cümleler kurmak isterim ama ne zaman girişini yapsam gelişmesi gelmez bir türlü. ben de o vakit cümlelerimi sonuca ulaştırırım. fakat kahvaltı yaparken kendi kendime uzun cümleler kurarım. en güzel cümlelerim kahvaltı masasında kurduklarımdır, aynı bütünlüğü günün diğer saatlerinde de yakalamayı umarım. en güzel kahve yapan değil ama en güzel taze fasulye yapan olmak isterim. fasulyeyi ateşe verdikten sonra mutfağın penceresinden bakarım. ışıklarını yakmış döne döne gelen bir uzay aracını görürüm, gelir balkonuma iner. içinden de bir e.t iner. ona selam veririm ve kendisine "do you speak english?" diye sorarım. "yes i do" diyeceğinden o kadar eminimdir ki cevabını beklemem bile, gider sofraya bir tabak daha koyarım. koskoca e.t derim, onca yolu aşıp gelecek arabası var da ingilizcesi mi olmayacak derim. tövbe tövbe. tabağını tepeleme fasulyeyle doldururum. evime ta uzaklardan misafir gelmiş, hiç aç bırakır mıyım ben onu diye düşünürüm. uzun yol yormuştur onu derim, üstüne bir de yorgunluk kahvesi ikram ederim. bak e.t. derim, kendini evinde gibi hisset. eğer banyo yapmak istersen hiç çekinme, ben sana yeni havlu çıkarırım derim. gider ona yatak hazırlarım. gece belki susar diye başucuna bir bardak su koyarım. mutfağa geri döndüğümde e.t'nin masanın üstüne bir hediye paketi bıraktığını görürüm. bu ne e.t derim. open it der. utanarak paketi açarım. bir de ne göreyim, sen de on, ben diyeyim yirmi adet cd. kapaklarına bakarım, hiçbir şey anlamam. what are these derim. they are for you der. just a little present imiş. ne gerek vardı e.t derim, senin gelmen bir hediye zaten. sonra cd'leri daha dikkatli incelerim, müzik cd'leri olduğunu anlarım. sonra e.t açıklamaya başlar. meğersem benim müzik sevdiğimi öğrenmiş de bana bir sürü güzel şarkı getirmiş. ardından bana sen bunları hiç duymamışsındır, bunlar bizim oraların şarkıları der. sonra elini sırtıma koyar ve sana bunları getirdim ki her güne yeni bir şarkı dinleyerek başlayasın dünyalıcığım der. günlerin daha güneşli olsun. ben şaşırırım. peki ama sen bunu nerden öğrendin diye soracak olurum, e.t bana der ki bundan sonra sabahları güzel uyan. bak sana o kadar şarkı getirdim. hem de taa nerelerden. doğru diyorsun derim, onu başımla onaylarım. sonra e.t devam eder, hadi şimdi yatalım da yarın sabah erken kalkıp güzel bir kahvaltı yapalım, kendi kendine kurduğun cümleleri biraz da bana kur der. peki o zaman allah rahatlık versin sana derim, e.t'nin yanaklarından öperim ve yorganı üstüne örter, odasının ışığını kapatır giderim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder