sonra üşütür hasta olursun. olma.
marc'la beraber bir grup kurduk, şarkılar yazıp söylüyoruz. boş zamanlarımızda bir araya gelip provalar yapıyoruz. bazen o beni arıyor; bugün boş musun, çalalım mı diyor, ayıpsın tabii ki diyorum. ama genelde ben onu arıyorum, hadi artık arayı fazla uzatmadan birikmiş şarkıları kaydedelim diyorum. bazen pes'e gideceğim diye, çoğu zaman da judith'i göreceğim diye kaytarmaya çalışıyor. aslında biliyorum, marc müziği en az benim sevdiğim kadar seviyor ama işte biraz tembel. bir şeyler yapabilmesi için onu dürtmem gerekiyor. marc en çok müzik yapmayı, en çoktan biraz az da judith'i seviyor. ama judith'in henüz bundan haberi yok. bak marc, bu böyle nereye kadar gidecek, bence artık judith'e söylemelisin diyorum, ben aşkımı tek başıma yaşamayı seviyorum diyor. bunun üstüne sinirleniyorum, bana bak marc diyorum, senin bu umutsuz platonik aşkın yüzünden şarkılarımız hep depresif, hep hüzünlü oluyor. bence artık hareketli şarkılar yapmayı da denemeliyiz diyorum. iki elimi belime koyuyorum ve gözlerimi kocaman açarak marc'a bakıyorum. o zaman marc benim bu sinirli halimden ürküyor ve tamam tamam, söz veriyorum önümüzdeki hafta judith'e açılacağım diyor. önümüzdeki hafta geliyor ve geçiyor, hatta önümüzdeki üç hafta gelip geçiyor fakat marc'ta bir hareket olmuyor. bak marc, bu böyle yürümüyor, senin bu acılı ruh halin müziğimizi gereğinden fazla acılı yapıyor diyorum. oysaki ben tatlı tatlı şarkılar yapmak istiyorum. böyle şeker gibi olsun, güneşli gün gibi olsun, efendime söyleyeyim uzun yaz öğleden sonraları gibi olsun şarkılarımız diyorum. bak izin veriyorum, önümüzdeki üç gün üst üste pes'e gidebilirsin, ama lütfen artık biraz mutlu ol canım marcçım diyorum. ben sözler yazıyorum, marc besteliyor. beraber sözler yazıyoruz, beraber besteliyoruz. sonra da onları bizim evde kaydediyoruz. şu anda elimizde on küsur tane hazır şarkı var. marc dedi ki bence internete koyalım. bense biraz daha beklememiz gerektiğini düşünüyorum. galiba yaptığımız şarkıları henüz birileriyle paylaşmaya çekiniyorum. gerçi yakın arkadaşlarımızdan dinleyenler oldu. onlar dinlerken ben de onların yüzlerini izledim. yavaşça gülümsemelerini, sonra bir bana bir marc'a bakmalarını izledim. o an yüzümün kıpkırmızı olduğuna yemin edebilirim. geçen gün bizi dinlemeye gelenler arasında judith'in arkadaşlarından biri de vardı. marc dedim, bence bu kayıtlardan judith'e de ulaştırmalıyız. hatta onu bir dahaki görüşünde provamıza bile çağırabilirsin, bence hoşuna gidecektir. ya ama diyemem ki dedi. marc dedim, işaret parmağımı ona doğru salladım, beni delirtiyorsun marc dedim. bazen bir şeyi kötü yapmak, hiç yapmamaktan daha iyidir dedim. sonra bir saniye durdum, az önce kurduğum cümleyi düşündüm. vay be dedim, nasıl bir cümle kurdum öyle. evet diye devam ettim, bazen bir şeyi kötü yapmak hiç yapmamaktan iyidir. o yüzden git judith'le konuş, ne olacaksa olsun artık dedim. eğer gitmezsen seni gruptan atarım, yoluma tek kişilik grup olarak devam ederim dedim. tek kişilik grup mu olur dedi. cevap vermedim. sonra internete girdim, bir arkadaşımın attığı maili gördüm. iki hafta sonra evinde bir buluşma düzenleyecekmiş. çok değil, on kişi falan olacağız diyor. siz de marc'la gelir misiniz, şarkılarınızı söylersiniz diye soruyor. marc'ı arıyorum, bana uyar, tamam diyor. arkadaşıma tabii ki geliriz diye bir mail atıyorum. sonra bilgisayarı kapatıp odama geçiyorum. biraz uyumak istiyorum. ama uyuyamıyorum. aklıma bir melodi geliyor. acaba ben mi buldum, yoksa bir şarkı mı aklıma takıldı emin olamıyorum. sonra o melodiyi unutuyorum. ama üzülmüyorum, yenisini bulurum diyorum. sonra kulağıma mp3 çaları takıyorum ve kaydettiğimiz şarkıları dinliyorum. bir-iki şarkıda detone olmuşum, bence yeniden kaydetmemiz gerekecek. ama bu konuda marc daha rahat. o her şeyin doğal olması gerektiğini söylüyor, önemli olan niyet diyor. bence de önemli olan niyet. yani bizim niyetimiz iyi. ee, samimi de insanlarız, o zaman küçük şeylere takılmasak daha iyi olur belki. belki marc haklı. ama bir konuda haksız. illa bir ismimiz olması gerektiğini söylüyor. bense acele etmememiz gerektiğini söylüyorum. bak marc diyorum, bence ilerleyen zamanlarda aklımıza güzel bir isim gelecektir. o an diyeceğiz ki, hah işte aradığımız isim bu. sen hiç merak etme tamam mı diyorum. tamam diyor. sonra ben de ona aferin, aldığım atkıyı takmışsın diyorum. bak, şapkamı bile taktım diyor. sevimli sevimli gülüyor. ya marc diyorum, sen çok iyi bir grup arkadaşısın. sen ne yaparsan yap ben tek kişilik grup olamam, seni gruptan asla atamam diyorum. salak, zaten tek kişilik grup olmayacağını söylemedim mi ben sana diyor. söyledin diyorum.
grubumuza
alternatif isimler:
the smashing potatoes/ melis in chains/ parliement sunday night cinema club/ pete&pete's best friend/
judy (judith?) and the dream of horses
bence son ikisi fena değil.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder