
bazen bazı şeylerin sadece var olduğunu, orada olduğunu bilmek bana yetiyor. kendisinden daha çok "olması" fikri benim için kafi geliyor. örneğin gün içinde çay alıyorum, çay demliyorum, kahveler doldurup hemen akabinde lavaboya boşaltıyorum. çayın orada, masamda durması ve üstünde dumanının tütmesi iyi hissetmeme yetiyor. üstünde dumanı tüten bir şey gördüm mü içimde garip bir his beliriyor. huzur gibi desem değil, mutluluk desem o da değil. tam olarak nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum ama iyi bir his olduğunu söyleyebilirim. gerçi şu sıralar ne içtiğim çaydan ne de kahveden tat alabiliyorum, o yüzden de içmeyip sadece bardakta duruşunu seyrediyorum. çay bardakları ve kahve kupaları ikişer-üçer masamın üstünde çoğalıyor. hepsi de yarım yarım içilmiş, hatta yarıdan bile az. ne zamanki bu görüntü beni rahatsız ediyor, o an bardakları toplayıp mutfağa götürüyorum ve hepsini pril'le bir güzel yıkıyorum. bardaklar temizlikten parladıkça benim de içim açılıyor. sonra bununla da yetinmiyorum, kafamı rahatlatmak için dolaplarımı düzenliyorum. her şey düzene girdikçe içim de düzene giriyormuş gibi geliyor.
ama şu sıralar sadece bardakları seyretmiyorum, bir de onları içenleri seyrediyorum. sadece çay ve kahve içenleri mi? hayır. sigara içen arkadaşlarımı da seyrediyorum. sohbet ederken karşımdakinin bir sigara daha yaktığını görünce o an anlıyorum ki sohbetimiz daha sonlanmamış, daha konuşacak şeylerimiz var. ne güzel diyorum. ben yemeğimi bitiriyorum, hatta üstüne yüz saatte içtiğim ve bir türlü bir tad alamadığım kahveyi bile bitiriyorum ama arkadaşım sigarasını bitirmiyor. demek ki bir süre daha burdayız. içimden oley diyorum. çünkü şu anda sadece konuşmak ya da konuşulanı dinlemek istiyorum. ama öylesine konuşulanları değil. öylesine konuşanları da değil. sadece bazı insanlarla konuşmak ve sadece bazı insanları dinlemek istiyorum; çünkü insanlara olan tahammül eşiğim son zamanlarda düştükçe düşüyor. bazen sinirli oluyorum ve bunu kontrol etmeye çalışırken karşımdakiyle aramdaki mesafe arttıkça artıyor. bir bakıyorum aramıza denizler, okyanuslar ve hatta kıtalar girmiş. öyle soğuk bir insan oluyorum ki soğukluğum beni bile donduruyor. sonra sevdiğim bir arkadaşımı görüyorum, ya da sesini duyuyorum, ya da hiç beklemediğim bir anda attığı bir mesajı görüyorum, birden dünyanın en sıcak insanı oluveriyorum. ama sıcaklık hissettiğim insanlara sıcak oluyorum, gerisine hep soğuk hep soğuk. yakın zamanda tanıdığım biri bana dedi ki, ilk tanıştığımızda benim soğuk bir insan olduğumu düşünmüş. hadi ya dedim, gerçekten dedi. şimdi öyle gelmiyormuşum ama o zaman öyle gelmişim. bunun üstüne ben de oturdum kendimi düşündüm. insan herkese kendini yakın hissedemiyor ki, bu nedenle ilk tanıştığında karşındakine soğuk gelmen gayet normal dedim. ilk andan itibaren sıcak bir iletişim kurduğun insan istisnadır bence, mesafeli olman gayet normal diye düşündüm.
sonra arkadaşım bir sigara daha yaktı. anladım ki daha oturacağız. ben de bir çay daha alayım bari dedim. çayı aldım ama hiç içesim yok. bu soğukta çayı elini ısıtmak için kullanmak daha mantıklı. benim de amacım bu zaten, elimi ısıtmak. arkadaşımın ise tek derdi düzgün yanan bir çakmak. halbuki evde onun için aldığım bir çakmak var. neredeyse üç ay oldu çekmecemde duruyor. neden bilmiyorum, bir türlü içimden ona bunu vermek gelmiyor. yeşilaycılıkla da alakası yok, sadece ona şu sıralar bir hediye vermek istemiyorum sanırım. sırf aldım diye de vermek istemiyorum. çünkü artık bir şey yapacaksam gerçekten istediğim için yapmak istiyorum. sırf 'öyle olsa daha iyi olur' olduğu için değil; öyle olmasını istediğim için olsun istiyorum. o yüzden de çayları içmek yerine yarım yarım biriktiriyorum, sonra da gidip döküyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder