bak göremiyorsun.
oysaki bir görsen çok güzeldi.
kahramanımız en son ne zaman buğulu bir cama dikkat ettiğini düşündü. en son ne zaman buğulu cama bir şey yazmış olabilirdi? düşündü ama aklına hiçbir şey gelmedi. oysaki küçükken gördüğü her buğulu cam ya da ayna bacası tüten evler, yuvarlak başlı ağaçlar ve minik kalpler çizmek için kaçırılmayacak bir fırsattı. eğer yanında birileri varsa kendi ismiyle beraber onlarınkini de yazmayı ihmal etmezdi. sonra küçükken herkes buğulu cama bir kalp çizip, iki tane de ok koyardı. okun iki ucuna koyduğun isimler silinene kadar sen o diğer ismi çoktan unutmuş olurdun zaten. kahramanımız iyi ki de o günler geride kalmış diye düşündü. hiç ellenmemiş buğulu camlara ilk elleyen olmak için duyduğu heyecanı hatırlamaya çalıştı, tanıdık bir hisse rastlayamadı. "bir şey yazsam cama, bir şey yazsam" diye geçirdi içinden, yazacak bir şey bulamadı. "ismimi mi yazayım, yoksa resmimi mi çizeyim?" dedi. sonra da gittikçe annesine benzediğini düşündü. cama ne bir şey yazayım, ne de bir şey çizeyim, ondan sonra el izi oluyor, kirleniyor diye düşündü. yıllar önce cama kalpler çizen küçük kız onu kınadı. ama olsun, annesi görse onunla iftihar ederdi. aferin kızıma, bak camları el izi yapmıyor derdi.
2 yorum:
kaybolduktan sonra bi daha hohladığında gene çıkıyor ama :)
biz kısa süreli değil, uzun süreli buğular istiyoruz. yetkililere duyurulur :)
Yorum Gönder