10 Ağustos 2009 Pazartesi

bence o ikisi sadece şampuan alsın

Geçen seçimlerde ya da ondan bir önceki seçimlerde televizyonda konuşan birinden duymuştum. Kim olduğunu hatırlamıyorum. Konuşan kimse Türkiye'de insanların oy verirken şampuan seçer gibi oy verdiklerini söylüyordu. O an oy vermenin şampuan seçmek ile ilişkilendirilmesi hoşuma gitmişti. Dedim ki kendi kendime; ne güzel, ne canlı bir teşbih bu böyle. O durumdayken en doğru benzetme şampuandı, evet; bakalım bu sefer hangisi iyi gelecek diye merak edip, şampuanı sepete atmaktı. Bu tabir o günden bu yana benim kendi lügatımda da yer alan bir şey oldu. Ne zaman konu seçimlere, demokrasinin önemine falan gelse, bilmiş bilmiş bu lafı ettiğim zamanları bilirim. Siyasi bir bilgiye gerek duymadan yapılan bir tespitti sanki; azizim, halkımız şampuan seçer gibi adam seçiyor deyip, boğazımı sıkan fularımı gevşetip, kendimi o an çalmakta olan Fransız şansonlarına kaptırırdım, demek isterdim ama ne yazık ki sadece şampuan kısmında takılı kaldım hep. Beynimin çekmecesine yerleştirdim bu lafı; vakti gelip de kullandığımda kendimi halkını yakından tanıyan sosyal tespit insanı olarak farz ettim. Böylece kendimden memnun oldum. Bir nevi kişisel tatmin. O vakitten beri şampuan saçımı yıkadığım bir deterjan olmasının yanı sıra, Türkiye'nin demokrasi bilincini ortaya çıkaran bir imgeydi artık benim için. Ta ki bugüne kadar.

Bugüne kadar öyleydi. Bugün nur topu gibi bir anlamı daha oldu.

Alışveriş arabamı Migros'un kaygan zemininde sürmekteyim. Elimde annemin yazdığı alışveriş listesi. Aldıklarımın üstüne zihnimde çarpıyı atmışım, almadığım şeyler arasında şampuan var. Şampuan reyonunun önündeyim. Ne alacağımı biliyorum ama yine de önümde duran koca raftaki diğer alternatifleri inceliyorum. O sırada arkamdan bir ses duyuyorum. Bir kadın sesi: "Aaa hayatım, evde şampuan da kalmamıştı!" Hemen ardından bir erkek sesi olabilecek en yumuşak tonda ekliyor: "E al o zaman canım"
Bir-iki saniye sonra kadının elleri rafa uzanıyor, şampuanı arabaya atıyor ve ardından ikisi kaygan zeminde arabalarını sürerek ufukta kayboluyor. Bonnie ve Clyde adeta. Hem dünyanın en asi başkaldırışı gibi; iki kişi bir araya gelmiş, kendilerine yeni bir dünya kurmuş, içinde fazlalıklar yok, sadece kendileri var. Hem de dünyanın en huzurlu yürüyüşü gibi, birazdan eve gideceğiz, önce yemeğimizi yiyeceğiz, ardından dinlenirken kahvemizi içeceğiz, belki pazar akşamı yeni aldığımız şampuanla saçımızı yıkayacağız der gibi.

Basit şeyler ne güzel. Bir pazar günü alışveriş listesine şampuanı eklemeyi unutmak var. Sonra raflar arasında gezerken unuttuğunu hatırlamak. Hatırlayınca da yanındaki adamdan "e al o zaman canım" lafını işitmek var. Ağır poşetleri ta eve kadar taşımak, akşam yemeğini yiyip, ardından birlikte televizyon izlerken dinlenmek var. Belki de televizyonda seçimlerden bahsediliyordur.

Hiç yorum yok: