Kendime öfkeleniyorum. Sanki içimden akan öfke aynaya çarpıyor, oradan da kaynağına geri dönüyor. Kendime öfke duyuyorum çünkü artık öngöremiyorum. Neyi mi öngöremiyorum? Hiçbir şeyi. Bir işe girişirken sonucu ne olabilir, nerelere çıkabilir, bana getirisi/götürüsü neler olabilir gibi şeyleri kestiremiyorum artık. Oysaki eskiden bir şeyi önceden tahlil edebilirdim. Kendimce enine boyuna düşünüp, karınca kararınca bir sonuca varabilirdim. Ama şimdi öyle mi? Bir şeyi yapmadan ve hatta sonuca erdirmeden (bak yaparken de değil, illa nihayete ermesi gerekiyor) onun iyi mi kötü mü olduğunu anlamıyorum. “Çok yanlış bir şey oldu bu/çok kötü yaptım” demem için o şeyin içine etmem, yakın çevremdekilerin yaptığım şeyi nasıl da berbat ettiğimi görmesi gerekiyor. Aferin bana. Bir sabah uyandım ve bir de ne göreyim? İleri görüşlülük namına içimde bulunan ufak kırıntılar da kuşlar tarafından yenmişti. Peki ya bundan sonra kahramanımız ne yapacaktı?
Acaba dedim, kendimi rahatlatmak için, artık hayatımda öngörülemeyecek şeyler oluyor da o yüzden mi tökezliyorum. Hani eskiden daha basit şeylerle karşılaşırdık. Ama olaya bu yönden bakmak da beni hiç rahatlatmadı. Hiç hoşuma gitmedi. Ben yine kuşlar teorime geri döndüm. Keşke hazır benim öngörümü yemişken gelip bütün mahalleyi de yeselerdi. Hem bence kuşlar o kadar da sevimli değil. Adamın gözünü oyarlar valla. İnanmıyorsan filmi bile var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder