şu dakikalar itibariyle iç güvenlik yasası 2. maddesi de kabul edildi. hepimize geçmiş olsun. bak yine aklıma yetmez-ama-evetçiler, yıllar önce ak partiyi demokrasi savunucusu olarak tanıtanlar (ama ben gömlek değiştirdim), askeri vesayeti silen isim olarak reco'yu takdir eden akademikler geliyor. birçoğu şu anda aydın doğan solculuğu yapıyor, hay allah yanlış görmüşüz diyor. ben de diyorum ki vay arkadaş, bir sıfat -liboş- belli bir kesimi tanımlamak için ancak bu kadar cuk oturur. günümüz basın ve akademik dünyasını karşılayan başka bir şey bilmiyorum. ortalık şimdi "zamanında görememişim, yanlış tespit yapmışım, sorry" adamlarıyla doldu. işte bunlara da buralarda aydın, entellektüel, bilgili falan deniyor. mesela murat belge; ne demiş geçenlerde, erdoğan'ı diktatörlüğe gitmekle suçlamış. bravo sayın hocam, muazzam bir öngörüye sahipsiniz. herkes miyop olmuşken sizdeki ilerigörüşlülüğe allah zeval vermesin.
beş sene önce reco ve ekibine faşist/diktatör/antidemokrat diyenlere postal yalayıcı diyen bir akademik camia vardı. ben en çok bunlara kızıyorum, ülkenin bu hale gelmesinde katalizör görevi gördüler. her akademisyen toplumsal bir kaygı taşımak zorunda değil. kendi işini düzgün yapar, geçer gider. eyvallah. beşeri bilimlerde dün olan bir olaya bugün sağlıklı bir yorum yapmak çok zor. o yüzden hata yapabilme riski var. ama şunu da eklemek isterim ki beşeri bilimler hocası da bana benim göremediğimi göstersin. şimdi bazıları çıkıp üç beş sene önce yaptıkları yoruma dair "yanılmışım" diyor. benim de buna kızma hakkım var. evet, akademisyen de yanılır ama sürekli yanılmaz. eğer ülkenin içinden geçtiği kritik dönem boyunca yanılıyorsa o zaman akademisyen olmasın; gitsin fikir kitabı yazsın, twitter'da fikirlerini paylaşsın.
bu insanların tarafından da bakmaya çalıştım, cidden denedim.* benim bildiğim bilimsel çalışma yöntemi doğa bilimleri ve pozitif bilimlerin araştırma, analiz ve sonuca erme yöntemi. bir sosyal bilimci nasıl çalışır, bildiğim bir alan değil. bu bağlamda şunu diyebilirim; fizik, kimya, matematik çalışması ve bir sonuç elde etmesi daha kolay alanlar. bir yargıya varman olası. ancak sosyal bilimler öyle değil. bir olayın etkisini uzun zaman sonra görüyorsun. bugün yaşanan toplumsal bir olayın etkisi, yıllar sonra yeni kuşaklar üzerinde ortaya çıkıyor. bütün bunlar düşünüldüğünde bir çalışmanın sürekliliğini sağlamak gerçekten zor. sonuçta bilgi yığılarak giden bir şey. her gelen bir şeyler koyuyor. bir de tabii beşeri bilimler manipülasyona çok açık bir alan. mesela bazıları iktidarı destekleyen açıklamalar yapıp, "ben doğru bildiğimi söylüyorum" lafıyla etikten yoksun olmalarını ahlaki bir kılıfa sokabiliyor (george orwell ve daniel defoe sizi ayakta alkışlardı). bu bağlamda bana acun ılıcalı yalakalığı daha samimi geliyor.
neyse, daha önümüzde onaylanacak yeni yeni maddeler var. bitirirken sartre'ın denemeler kitabından bir alıntı yapmak istiyorum. yazarın sorumluluğu denemesinde şöyle diyor:
"Biz yazarların önlememiz gereken şey, sorumluluğumuzun suçluluğa çevrilmesi ve elli yıl sonra bize şunun söylenmesidir: Bu adamlar dünyanın en büyük felaketinin geldiğini gördüler ve sustular." Jean Paul Sartre, Denemeler, Yazarın Sorumluluğu, Sayfa 48, Say Yayınları, 1998.
*: sosyal bilimler metodolojisine dair 1 ve 2

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder