kağıt kesiği ne fena bir şey. ne kesildiği sırada fark ediyorsun ne de kapanma sürecinde. bir bakmışsın elin kesilmiş, bir bakmışsın kesik gitmiş. acı çektirmiyor ama arada sızlıyor. bakınca o kadar kendini belli etmiyor ama orada olduğunu biliyorsun. bazen parmak aran kesiliyor ve oraya baktığında ince kırmızı bir şerit görüyorsun. işte kesik orada. tek çaresi geçmesini beklemek, başka ne yapabilirsin ki? işte jason quever'in papercuts ismi altında yaptığı müziği de bu şekilde yorumlarsak yanlış olmaz gibime geliyor. hatta böyle bir isim nerden aklına gelmiş de koymuş, bu muazzam uyumu nasıl sağlamış diye düşünmekten kendimi alamıyorum. kağıt kesiği gibi bir müzik daha önce görmemiştim. ya da şöyle diyeyim, bir müziğin kağıt kesiği ile benzeşebileceğini bana gösterdiği ve bu sayede bana ilham verdiği için kendisine gönlümde nadide bir yer veriyorum. acı çektirmeyen ama arada sızlatan winter daze parçasını aylardır dinliyorum ve her seferinde gözümün önünde koyu mavi bir perde beliriyor. belki akşam, belki sabaha karşı bir vakit, hava soğuk, üzerimde mont var. her yer koyu mavi, biraz uykum var, yollar önümde uzayıp gidiyor. kalbimi en sıkıştıran hissin özlem olduğunu ta içimde hissediyorum. özlemeyi yok etmek istiyorum ama olmuyor. kimseyi özlemek istemiyorum ama elimden bir şey gelmiyor, çok özlemeye devam ediyorum. herkes uzaklara gidiyor, çevredekiler dağılıyor, birine ulaşmanın tek yolu artık internet oluyor. sesini duyamadığım, kokusunu içime çekemediğim, omzuna başımı koyamadığım dostlar ve sevgililer istemiyorum. günden güne her şey eskide kalıyor, tıpkı bu şarkının içinde yer aldığı albümün ismi gibi, fading parade. en şenlikli zamanlar bile soluyor. ("solma" eylemi üzerine düşünmeliyim). şarkı "ben seni kalpten özlüyorum/ sen de beni kalpten özlüyor musun?" derken, solan bir fener alayı üzerine düşünüyorum. etraf ışıl ışılken birden nasıl oldu da zihnimin içi koyu maviye büründü anlamıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder