29 Nisan 2012 Pazar

en sevdiğim akım minimalizm

5 yıllık kalkınma planımda kafamın içini aynen böyle yapmak var.

üzerinden zaman geçince her şey o kadar ufak, o kadar önemsiz görünüyor ki hayatta önemli sayılabilecek şeylerin sadece bir avuç olduğunu düşünmeye başlıyorum. isteklerim azalıyor, beklentilerim azalıyor, hayalini kurduğum şeyler azalıyor ama bunlardan üzüntü duymuyorum. gittikçe öze yaklaşıyormuşum gibi hissediyorum ve azaldıkça azalıyorum. her şeyi minimuma indirmenin beni özgür kıldığını görüyorum. evde yer kaplayan gereksiz şeyleri atmayı, dolapta olabildiğince az kıyafet bulundurmayı, bozdolabında karnımı doyurmaya yetecek miktarda yemek saklamayı tercih ediyorum. duvarlara hiçbir şey asmıyorum. prensip olarak dekoratif amaçlı küçük objeler yerine sadece tek ve kocaman bir parçayı kullanıyorum. diğer türlüsünde her şey üzerime geliyormuş gibi hissediyorum. evden bir şeyleri attıkça içimde beliren huzur hissini tarif etmem mümkün değil. dolaplarımın içi boşaldıkça adeta kafam boşalıyor, hayatımdaki gereksiz şeylerden kurtuldukça ben daha rahat bir insan haline geliyorum. bir sürü şeyi atarak ve bir şekilde onları geri dönüştürerek kendime yer açıyorum. beynimde açılan yerlere başka şeyler saklıyorum; o yerlere bir sürü şarkı giriyor, bir sürü söz, bir sürü resim ya da ses. kimisini zamanla unutuyorum, kimisi de o kadar eskide kalıyor ki hatırlamak dahi dokunmuyor. iyi ki unutmak diye bir şey var. unutmasak halimiz ne olurdu acaba?

Hiç yorum yok: