1 Mayıs 2012 Salı

a.


tree of life

bon iver'in flume parçası "annemin birtanesiyim ve bu yeterli" diye başlar. bu gerçekten yeterli midir bilemem. bazen öyle olduğunu düşünürüm bazen de düşünmem. eskiden yeterken artık niye yetmiyor diye kendi kendime sorarım. artık sadece annemin birtanesi olmanın yettiği bir zaman diliminde yaşamıyorum ve başka şeylerin peşinde koşuyorum. halbuki bana sonsuza kadar açık kollar bir tek onunkiler ve ben bunun kadar güçlü bir sevgiyi kimsede bulamayacağımı biliyorum. aklıma huzursuzluğun kitabı'nda okuduğum ve hayal meyal aklımda kalmış bir cümle geliyor: "sevilmek, gerçekten sevilmek ne büyük yorgunluktur" mealinde bir şey. hayatta anne sevgisinden yorulunan bir zaman geliyor. biraz şımarıklık, biraz da kendini bulma macerası içinde bundan yoruluyorsun ama sonradan jeton düşüyor. 

ona sevdiğim müzisyenleri anlatıyorum; tanımadığı, bilmediği ve dinlemediği müzisyenleri. hepsini sevgiyle ve ilgiyle dinliyor. mesela ona marissa nadler'dan bahsediyorum, onun bir şarkısında çimentodan bahsettiğini ve çimento deyince benim aklıma nasıl da elinde tebeşir olan bir hoca ve ders kitapları geldiğini. sonra onun albümlerini sırayla arka arkaya dizerek nasıl bütün bir günü geçirebileceğimi anlatıyorum anneme. bütün bunları dinlerken tebessüm ediyor. sonra ona bon iver'den bahsediyorum uzun uzun. adam bir yılını doğada geçirmiş ve ardından bir albüm çıkarmış anne diyorum. iki sene önceki kış ben sadece o albümü dinledim diye anlatıyorum. yorum yapmıyor ama beni ilgiyle takip ediyor. nereden nereye anne bak, diyorum. sen git kendin için şarkı kaydet, sonra o albüm bana kadar ulaşsın. adamın kötü döneminde kendisini iyileştirme görevi gören şarkılar beni de iyileştirdi anneciğim diyorum. sonra bir de arcade fire'dan bahsediyorum. dokuz-on kişiler deyince "oo" diyor. başka da bir şey demiyor, dinlemeye devam ediyor. şimdi asıl üyeleri karı-koca. bir de adamın kardeşi var ve aile grubu gibiler diyorum. sonra okuduğum kitaplardan, gitmek istediğim yerlerden bahsediyorum. bütün bunları annemden başkası dinler mi bilmiyorum. bir şey demiyor ama dinliyor. dinlemediği müzikleri benim ağzımdan dinliyor, en yapılamazı yapıyorum ve ona müziği tarif ediyorum. sonra annemin bir tanesi olmanın böyle bir şey olduğunu düşünüyorum. beni öptüğü zamanları hatırlıyorum, yanağımda ve saçımda hissettiğim sıcaklığı çok iyi biliyorum. annemin öpüşleri ve okşayışları en çağrılabilir olanlar, biliyorum. zihnimdeki en güçlü fiziksel temaslar ona ait. belki de öyle olmasını istediğim içindir, bir fikrim yok. bunun kıymetini anlayalı çok uzun zaman olmuyor. gece antrenin yanan ışığı odama süzülürken, elinde bir bardak suyla yatağımın başucuna geldiği günleri zihnimin en derinlerinde saklıyorum. tıpkı bu güzel filmdeki gibi.

2 yorum:

kirpinin_ikilemi dedi ki...

severek okudum bu yazını da :)

kukuletalı dedi ki...

çok naziksin, teşekkür ederim ^_^