3 Mayıs 2011 Salı

tabelalar iyi, klişeler kötü

ne zaman canım sıkılsa, içim kararsa banyo yapmak istiyorum. banyo yapınca her şeyin iyi olacağına inancım tam. sıcak su her şeye iyi geliyor, sanki iç sıkıntım dağılıyor ve tahliye deliğinden akıp gidiyor. belki de gitmiyor ama ben öyle olduğunu düşünmek istiyorum. iyi düşünelim iyi olsun, aksini yaptığımız zamanlar olmadı mı sanki? pekala da oldu. hemen uyumak istedik. gündüzler boyunca uyuduk, geceler boyunca oturduk da ne oldu? şimdi de diğer seçeneği deniyorum ve şikayetçi değilim. iyi düşünelim iyi olalım.

şampuana, sıcak suya ve yumuşak havluya methiyeler düzmek isterim ama gerek görmüyorum. onun yerine başka şeyleri övesim var. bugün gördüğüm bir şey beni memnun etti. sokağımızda hep aynı yere park eden bir araba vardı ve engelli birine aitti. yaklaşık üç yıldır o arabayı görüyordum. bu akşam eve geldiğimde arabanın olduğu yere özel bir trafik tabelası dikildiğini gördüm. tabelada engelli park yeri yazıyordu ve böyle bir şeyi görmek beni gülümsetti. arabanın sahibinin kendi çabası mı, yoksa site yönetiminin bir düşüncesi mi bilemiyorum ama sonuçta güzel bir şey olmuş. daha önce çevremdeki yerleşim yerlerinde benzeri bir şeye denk gelmemiştim, toplumca bu konulara duyarsız olduğumuz için olsa gerek. bir şey olacaksa da engellilerin kendi mücadeleleriyle oluyor böyle şeyler; çünkü bizdeki anlayış genelde şu: önce insanları uzun süre mağdur etmeliyiz, ardından günlük hayattan soyutlamalıyız ve sonra belki vaktimiz olursa onların sorunlarıyla da ilgileniriz. genel algının böyle olduğu bir memlekette, kendi muhitimde gördüğüm bu uygulama beni memnun etti. ardından geçen yıllarda basına yansıyan bir haberi anımsadım. engelli bir vatandaşın tekerlekli sandalyesini merdivenlerden çıkartabilmesi için apartmanın girişine rampa koyan ailesini, apartmanın diğer sakinleri şikayet ediyor ve sonuçta rampa kaldırılıyordu. bununla karşılaştırınca tabela olayı bana umut verdi. küçük ama önemli bir adım.
***
gün içinde biri aklıma gelirse veya kafama takılırsa, akşam onu rüyamda görüyorum. bilinçaltım beni etkilemeyi iyi beceriyor. ertesi sabah uyandığımda kahvaltı yaparken rüyanın etkisi altında oluyorum. sonra kendi kendime bu bir rüyaydı diye telkinde bulunuyorum ve rüya analizlerinden kaçınıyorum. işte yine uzun süredir görmediğim bir arkadaşımı aylar evvel rüyamda görmüştüm ve onu rüyamın içinde bill callahan konserine davet etmiştim. o da "tabii ki gelirim" deyip gelmişti. sonra sabah olduğunda kendimi kötü hissetmiştim çünkü artık onunla hiç görüşmüyorduk. hatta bu rüyadan o kadar etkilenmiştim ki buraya bununla ilgili bir post bile yazmıştım. üstelik kendisinin rüyamdaki hayalî konsere gelmesi çok şaşırtıcıydı çünkü -sormadım ama tahmin ediyorum- arkadaşım muhtemelen bill callahan müziğini bayık olarak nitelendirirdi. dolayısıyla bu birbirinden ayrı iki insanı rüyamda buluşturmam benim için ilginçti. bir nevi kendimle yüzleşme gibi. yani ben onu bayık bulacağı bir konsere davet ederek, aslında kendimi onun karşısında tam olarak ifade etme imkanı buluyordum. "bak, sen benim dinlediğim müziklere bayık diyorsun ama ben seviyorum işte" diyordum bir nevi. bütün şarkıları birbirine benzeyen albümler, melankolik sesli adamlar, hüzünlü ve yalnız insanlar, benim bu adamların müziğini sevmem... bütün bunlara kibirle yukarıdan bakan arkadaşımı ben niye önemsiyordum, işte orasını bilmiyorum. insan birinin yanında kendi gibi olamayacaksa ne anlarım ben o arkadaşlıktan? rüyamda da onu burun kıvıracağı bir konsere davet ederek kişiliğimi ortaya koydum (artık nasıl içime oturduysa). sevdiklerim beni yansıtan şeylerin bir parçasıysa, sevdiğim bir şeyi dile getirmekten niçin çekineyim ki? zaman zaman aptal olabilirim, dengesiz ve çekilmez olabilirim, ya da ne bileyim, aklıma gelmeyen bir sürü olumsuz şey olabilirim ama en azından olmadığım biri gibi olamam. olmadığım biri gibi de görünmem. yanlış yaptığım bir sürü şeyin içinde doğru olduğuna kesinlikle inandığım şeylerin başında işte bu geliyor.

birkaç gündür bunu düşünüyorum; çünkü bill callahan'ın yeni albümünü dinliyorum ve aklıma bu rüyayla ilgili hissettiklerim geliyor. insan kendi gibi olamadığı birinin yanında niye zaman geçirir ki diye soruyorum. sevdiğim müzikleri etiketleyen ve gitarıyla-şarkı-söyleyen-tok-sesli-adamları sevdiğim için beni klişe bulan bir insanla niye arkadaşlık yapmışım ki diye kendime söyleniyorum. sonra da diyorum ki demek ki öğreneceğim şeyler varmış.

Hiç yorum yok: