ankara'nın postmodern simgelerinden olan, armada'nın karşısında yer alan tuhaf yapının* iki-üç kolonunda şöyle yazıyor: "tom waits ankara'yı seviyor, ankara tom waits'i seviyor." bu yazıyı otobüsün camından bakarken fark ettim ve bayağı güldüm. bir anlam veremedim fakat komik olan da o anlam verememe haliydi zaten.
paso
ankara'da belediye otobüslerinde öğrenciye paso sorma uygulaması artık iyice sevimsiz olmaya başladı. çevremdeki herkes yavaş yavaş paso sahibi oluyor ve bu eğilim beni de paso almaya itiyor. bu konuda sürü psikolojisiyle hareket eden bir insanım; kimse almadığı için ben de almıyordum ve bunu da bir nevi protesto olarak görüyordum. fakat insanların belediye başkanı karşısındaki dirençleri kırılmış, bütün kaleler düşmekte. bense kendimi şu sıralar bir başkaldırma eylemine çok yakın görüyorum, direncim yerinde. öğrenci kimliğimi gösterdiğim halde "ama yine de paso almalısın!" cevabını reddediyorum. bu konuda çok doluyum. herkese kimlik gösterme mecburiyeti beni rahatsız ediyor. bu hafta bir otobüse bindim, kimliği gösterdim ve adam kimliğimi eline aldı, uzun uzun inceledi. çok rahatsız ediciydi. günlük yaşantıda bile bu derece kontrol edilme hissi beni öfkelendiriyor. ego kartı alırken kimlik göster, her otobüse bindiğinde kimlik göster. yahu günde iki kereden (duruma göre dört de oluyor) haftanın yedi günü otobüs kullanıyorum ben, her seferinde kimliğimi sormaları ne demek?!
üstelik verilen toplu taşıma hizmetinin, insanları konserve gibi sıkıştırmaktan farklı olmadığını görünce bir de pasoya mı para vereceğim diye isyan ediyorum. başka ülkelerde benzer uygulamalar olduğuna dair şeyler okudum ancak benim yaşadığım şehirde ve koşullarda bu tip bir uygulamaya maruz kalmak beni sinirlendiriyor, kuralları ihlal etmek istiyorum. vatandaşına, öğrencisine azami saygısı bile olmayan bir belediyeden bahsediyoruz. başkanın yaptıkları bana artık komik bile gelmiyor, her şeyinden iğreniyorum.
ne de güzel yazarmış
ismini vermeyeyim, ana akım bir gazetede müzik yazarı sıfatıyla yıllardır yazılar yazan bir adam var. internette falan da pek tutuyorlar. bu adama nasıl itibar ediyorlar benim aklım hafsalam almıyor. bugün bir haber başlığı gördüm, tıklayınca bir baktım, kendisinin yazısı. ilk üç-beş cümlesini okumam kendisiyle ilgili olumsuz düşüncelerimi pekiştirmeye yetti. yuh artık dedim, müzik yazısı diye neler yazıyorlar. hadi yazdılar diyelim, gazeteler de bunları basmaktan hiç çekinmiyorlar, artık nasıl oluyorsa.
paso
ankara'da belediye otobüslerinde öğrenciye paso sorma uygulaması artık iyice sevimsiz olmaya başladı. çevremdeki herkes yavaş yavaş paso sahibi oluyor ve bu eğilim beni de paso almaya itiyor. bu konuda sürü psikolojisiyle hareket eden bir insanım; kimse almadığı için ben de almıyordum ve bunu da bir nevi protesto olarak görüyordum. fakat insanların belediye başkanı karşısındaki dirençleri kırılmış, bütün kaleler düşmekte. bense kendimi şu sıralar bir başkaldırma eylemine çok yakın görüyorum, direncim yerinde. öğrenci kimliğimi gösterdiğim halde "ama yine de paso almalısın!" cevabını reddediyorum. bu konuda çok doluyum. herkese kimlik gösterme mecburiyeti beni rahatsız ediyor. bu hafta bir otobüse bindim, kimliği gösterdim ve adam kimliğimi eline aldı, uzun uzun inceledi. çok rahatsız ediciydi. günlük yaşantıda bile bu derece kontrol edilme hissi beni öfkelendiriyor. ego kartı alırken kimlik göster, her otobüse bindiğinde kimlik göster. yahu günde iki kereden (duruma göre dört de oluyor) haftanın yedi günü otobüs kullanıyorum ben, her seferinde kimliğimi sormaları ne demek?!
üstelik verilen toplu taşıma hizmetinin, insanları konserve gibi sıkıştırmaktan farklı olmadığını görünce bir de pasoya mı para vereceğim diye isyan ediyorum. başka ülkelerde benzer uygulamalar olduğuna dair şeyler okudum ancak benim yaşadığım şehirde ve koşullarda bu tip bir uygulamaya maruz kalmak beni sinirlendiriyor, kuralları ihlal etmek istiyorum. vatandaşına, öğrencisine azami saygısı bile olmayan bir belediyeden bahsediyoruz. başkanın yaptıkları bana artık komik bile gelmiyor, her şeyinden iğreniyorum.
ne de güzel yazarmış
ismini vermeyeyim, ana akım bir gazetede müzik yazarı sıfatıyla yıllardır yazılar yazan bir adam var. internette falan da pek tutuyorlar. bu adama nasıl itibar ediyorlar benim aklım hafsalam almıyor. bugün bir haber başlığı gördüm, tıklayınca bir baktım, kendisinin yazısı. ilk üç-beş cümlesini okumam kendisiyle ilgili olumsuz düşüncelerimi pekiştirmeye yetti. yuh artık dedim, müzik yazısı diye neler yazıyorlar. hadi yazdılar diyelim, gazeteler de bunları basmaktan hiç çekinmiyorlar, artık nasıl oluyorsa.
hiç güzel müzik yazısı yazan insan görmemiş olsak neyse diyeceğim de, bir kere iyisini okuyunca kötüsü iyice sırıtıyor.
algılayamadığım mizah
hani şu püskevit muhabbeti var ya, bana hiç de komik gelmedi. gerçekten komik gelmedi.
kütüphanede yer yoksa
sınav dönemi başlayınca okuldaki kütüphanede yer bulmak mümkün olmuyor. ya erkenden gidip yer tutacaksın, ya da bir arkadaşın senin yerine tutacak. cuma günü ders çıkışı gittiğimde üç katın üçünde de tek bir boş yer bile bulamadım. sonra dedim ki, şu kırmızı koltuklara oturayım da boşalan yerleri takip edeyim, bir tanesine geçerim. taktım kulağıma müziğimi, sırtımı yasladım koltuğa. sonra bir baktım, uyumuşum, hem de bir saat boyunca.
değişiklik olsun diye
hayatımız o kadar sıkıcı ki bu monotonluğu kıralım diye bir gün kütüphanenin alt katında çalışıyoruz, bir gün üst katında. bir gün cam kenarında, bir gün duvar tarafında. günler o derece sıkıcı.
hıdırellez
bu arada hıdırellez'i kaçırmışım ya. kimse de bana söylemedi. halbuki bu yıl ne planlarım vardı.
bahar
bugün baharın geldiğini fark ettim ve mutlu oldum. buna cidden sevindim.
*resim, tandirda thunder nickli yazarın ekşi sözlük'teki "armada'nın karşısındaki ucube yapı" entrysinden alınmıştır.
algılayamadığım mizah
hani şu püskevit muhabbeti var ya, bana hiç de komik gelmedi. gerçekten komik gelmedi.
kütüphanede yer yoksa
sınav dönemi başlayınca okuldaki kütüphanede yer bulmak mümkün olmuyor. ya erkenden gidip yer tutacaksın, ya da bir arkadaşın senin yerine tutacak. cuma günü ders çıkışı gittiğimde üç katın üçünde de tek bir boş yer bile bulamadım. sonra dedim ki, şu kırmızı koltuklara oturayım da boşalan yerleri takip edeyim, bir tanesine geçerim. taktım kulağıma müziğimi, sırtımı yasladım koltuğa. sonra bir baktım, uyumuşum, hem de bir saat boyunca.
değişiklik olsun diye
hayatımız o kadar sıkıcı ki bu monotonluğu kıralım diye bir gün kütüphanenin alt katında çalışıyoruz, bir gün üst katında. bir gün cam kenarında, bir gün duvar tarafında. günler o derece sıkıcı.
hıdırellez
bu arada hıdırellez'i kaçırmışım ya. kimse de bana söylemedi. halbuki bu yıl ne planlarım vardı.
bahar
bugün baharın geldiğini fark ettim ve mutlu oldum. buna cidden sevindim.
*resim, tandirda thunder nickli yazarın ekşi sözlük'teki "armada'nın karşısındaki ucube yapı" entrysinden alınmıştır.
2 yorum:
o yazıyı ilk gördüğümde otobüsün camına yapıştım sonra ilerde bir tane daha vardı bi daha yapıştım. çok hoşuma gitti çok güldüm hatta ne zamandır fotoğraf makinemi alsam da gidip o duvarı çeksem diye düşünüyorum. gereksiz bi mutluluk oldu bende. ankara tom waits'i seviyor ee ben de seviyorum ne güzelmiş o zaman dedim. şirin bi şey kim düşündüyse aklıyla bin yaşasın.
yalnız bugün ne göreyim, o yazıların üstü reklam panolarıyla kaplanmış. türk telekom reklam vermiş, artık bizim yazı görünmüyor. yine de geceleri hobi olsun diye o ekibe katılıp yazı neyim mi yazsak diyorum.
Yorum Gönder