eskiden kendi kendimize uydurduğumuz oyunları oynardık. bir tanesini hatırlıyorum, okumayı yeni öğrendiğimiz zamanlar. isim-şehir'den ve adam asmaca'dan sıkılınca, sos da artık zevk vermemeye başlayınca yaratıcılığımızı kullanırdık. arkadaşın sana sırtını dönerdi ve sen de onun sırtına bir şey yazardın. sonra o da ne yazdığını anlamaya çalışırdı, bilirdi ya da bilemezdi. bazense kelimeler yetmezdi de daha zor olsun diye şekil çizerdik sırtlarımıza. bil bakalım bu ne? ev? güneş? köpek? sonracığıma çiçek? sanki gözlerini kapattığında diğer çocukların ne yazdığına daha iyi konsantre olurdun. herkes gözünü kapardı sırtına bir şey yazılırken. bilirdin ki arkadaşın ya güzel bir şey yazacak ya da seni kızdıracak bir şey. mesela salak a., dörtgöz b., cüce c. ama hep en merak ettiğim birilerinin birilerinin sırtına sevgi sözcükleri yazıp yazmadığıydı. bence ilân-ı aşk etmek için mükemmel bir andı. birinin sırtına ya da koluna kalp çizmek, sonra da ok çıkartıp baş harflerinizi işlemek. düşünsene bir, biri işaret parmağıyla diyor ki "x kalp y". hep bunu yapmak istedim ama o vakitler olmadı işte. cama yazmak değil, kağıda yazmak hiç değil, efendime söyleyeyim dillendirmek de değil; sırtına/koluna yazmak. çok basit ve masumane, güzelliği basitliğinden gelmekte. bu masumaneliği bozan şey ise kızların sütyen giymeye başlayıp da artık sırtlarına erkek eli değdirmeme yaşına ermeleri, erkeklerinse kızların sırtında ince bir lastik şeridi arama merakına düşmeleriydi. böyle böyle unuttuk bunları işte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder