10 Eylül 2010 Cuma

sofranızı beğendim ama keşke kafanıza daha güzel bir şey taksaydınız

gurme değilim; vedat milor ya da mehmet yaşin hiç değilim.
birçok yeri gezerek değişik yemekler yiyen ve o yemekleri belli kıstaslara göre değerlendiren kaç kişi var? onların yemek yazılarını elbette ki yadırgamıyorum. "geçen gün şuradaydım, boğaz'a nazır falan restoranda ızgarada pişmiş dana etini beni pek tatmin etmeyen bordeaux şarapla içtim. notum 7.45/10.0" diye tabii ki onlar diyeceğdi, ben değil herhalde. benim bahsetmek istediğim bu insanlar değil. benim bahsetmek istediğim gerek gazete camiasında gerekse internet aleminde yediği yemekten, üstüne aldığı tatlıdan, yanında da yudumladığı içkiden bahseden insanlar. hangi mecrada olursa olsun bunları ayrıntılarıyla anlatanlara tahammül edemiyorum ve sinir oluyorum. evet, bu tip insanlar benim algı sınırlarım dışına çıkıyor. eğer bir gazete/dergi/blog yazarı olarak belirlediğin konsept yemeklerse amenna, yaz tabii, yediğini de yaz, içtiğini de, hatta resimlerle de süsle. lakin bütün bunların dışındaki durumlarda paylaşılan bu tür şeyler bence teşhirciliğin ulaşabileceği maksimum sınırlardan biri. belki son derece naif hislerle bu tip şeyleri paylaşanlar vardır bilemiyorum, niyetin ne olduğu beni ilgilendirmiyor. ben bu noktada neticeye bakıyorum; içtiği kahveden yediği köfte sayısına, aldığı çikolatadan buzdolabında duran pastaya kadar her şeyini değişik mecralardan (gazete/dergi/twitter/facebook/blog vs.) paylaşma eylemi benim nazarımda teşhirciliktir ve sadece ertuğrul özkök'ün yaptığı bir şey değildir.

bu görüşü gerikafalılık olarak niteleyip de "yıl olmuş 2010 yaee!!! sen daha ne diyon hacı??!!" diyen insanlar tanıyorum. onlara yediğin içtiğin senin olsun, bana gördüklerini anlat demek isterdim ama kendilerine tahammül edebileceğimi sanmıyorum. optm kib bye glnce caldr boregn hepsni yeme brz da bize brk pls ltfn tşk.

Hiç yorum yok: