the magnetic fields etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
the magnetic fields etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2010 Cumartesi

içinde uyuduğum sesler- bölüm 1: süt ve bal

The National - Sorrow by eydontkno

the national lafa "keder beni gençken buldu. bekledi ve kazandı. beni ilaçlara mahkum etti. keder balımda ve sütümün içinde." diye girdiğinde ben gözümü kapayıp, başımı otobüsün camına yasladım. gözümü açtığımda kızılay'daydım. tüm yol boyunca sadece bu şarkıyı dinlemişim sandım. zaman geçtikçe güzellikleri fark eder ya insan, işte bu şarkıyı da öyle bulduğumu düşündüm. ilk dinleyişte değil, zamanla. ben nasıl düz bir çizgide ilerliyorsam, bu ses de öyle düz seyrediyor. tanıyorum ve biliyorum bu sesi. keşke başka adamların sesi de böyle güven verse diye geçiyor aklımdan. öyle ki o seste uyuyabilmeliyim, tıpkı bu şarkıda uyuyabildiğim gibi. "seni unutmak istemiyorum, bu meseleyi kapatmak istemiyorum" derken, aklıma buna benzer başka bir şarkı geliyor. sonra eve gelince last fm yorumlarına bakıyorum, aynı şarkının başkalarının da aklına geldiğini görüyorum: magnetic fields - i don't want to get over you.

sütümde ve balımdaki hüzün beni de düşünmeye sevkediyor. insanın yatağından başka bir yerde -mesela bir otobüste- gözünü güvenle kapayabilmesini şaşırtıcı buluyorum. yanında bir yabancı otururken, şehrin bozuk yollarında arabanın tekerlekleri inip çıkarken kulağında bir adamın sesiyle uykuya dalman gerçekten de şaşırtıcı. uyurken eve gitmenin hayalini kuruyorum; gidip de bir an önce yatağıma uzanmanın. şarkının hangi kısmında kendimi buldum bilmiyorum ama birini unutmak istemeyen ve bunun verdiği hüzünden şikayetçi olmayan adamı sevdiğimi düşünüyorum. anlatıyor, konuşuyor, basit cümleler kuruyor. her şeyin bu denli basit olması beni rahatlatıyor; çünkü biliyorum ki tıpkı bu adam gibi ben de basit şeyler istiyorum. ritm devam ediyor, ben kucağımdaki çantaya parmaklarımı hafifçe vurarak kendimce müziğe katılıyorum. şarkımın bir nesnesi yok, benim sadece sütüm ve balım var ama olsun. ne de olsa keder bizi küçükken bulmuş, beklemiş ve nihayetinde kazanmış. işte hüzünlü şarkılara kendimizi bırakıverme meyili de hep bu yüzden, küçüklükten.

14 Aralık 2009 Pazartesi

iki kat çorap giymek yerine


hava bugün nasıl soğuktu. hele sabah saatin yedi buçuğunda. öyle soğuktu ki iki kat çorap, üç kat üst ve hatta eldiven ile atkı bile beni ısıtmaya yetmedi. neden bilmem içimden geldi, elim beach boys'un california girls'üne gitti. işte o an bir ilüzyonun içine girdiğimi fark ettim. kendi gerçekliğimden daha güzeldi o hal, bunu bildiğimden içime acayip bir ağırlık oturdu. hafiflemedim, memnun olamadım, bilakis daha kötü hissettim kendimi.
geçen yıl yine böyle soğuk bir kış gününde dolmuşta giderken d.'nin mp3 çalarını almıştım ve karşıma çıkan şarkının bu olduğunu görünce çok şaşırmıştım. "aa! bu sabah ben de bunu dinledim!" demiştim. o da çok şaşırmıştı. sonra birbirimizle bayağı dalga geçmiştik bu şarkıyı gizliden gizliye seviyoruz diye. insan kendine itiraf edemediği şeyi bazen arkadaşına ediveriyor işte. sonra biz de istemiştik california sahillerinde bir kız olmayı. güzel kumların üstüne oturup gözümüzü güneşe dikmeyi ama parıltısından hiçbir şey görememeyi. hatta okyanusta yüzmeyi. bu sabah gene aynı şeyleri istedim. bu şarkıyı en son onunla beraber dinlediğimiz aklıma geldi, şimdi d.'nin kilometrelerce ötede olması gerçeği biraz içime oturdu ama kendime dedim ki, rica ederim bu bahsi kapatalım lütfen. o da hemen kapattı. çünkü kimseyi özlemek istemiyordum. bir başlarsam sonu gelmezdi. ohoooo, bazı insanları ne çok özlediğimi ben bilirim. ama bilmemek için düşünmem. düşünmeyince de özlemediğimi sanırım. böylesi daha iyi. o yüzden ben de beach boys'un california girls'ünün üstüne the magnetic fields'ın california girls'ünü açtım. nasılsa bu şarkının içinde sevdiğim biri yoktu. daha iyi gitti. ama sonra yine beach boys'unkine döndüm. ben california sahillerinde bir kız olmayı istemiştim. işte o zaman her şey çok güzel olacaktı.



ben de oduncu gömleğimi giyer, sörfü taşımalarına yardım ederdim. onlar da derdi ki aa olur mu, ne zahmet ediyorsun, sana asla taşıtmayız. ben de mahçup mahçup gülerdim, peki o zaman derdim. sonra içlerinden biri bana derdi ki sen ne güzel bir california kızısın. ben de derdim ki yok ben buralı değilim. bunun üstüne o sorardı nerelisin. çoook uzaktan geldim ben derdim. sonra o merak ederdi, bana sizin oraları anlatsana derdi. ben de derdim ki bizim oralarda okyanus yok, gel şuraya oturalım da okyanusu seyredelim. o da tamam derdi. istersen bir gün seni sörfümle gezdiririm derdi. bir an tereddüt ederdim, sonra gülerek isterim derdim. o zaman bu haftasonu sahilde buluşalım derdi. tamam derdim. beni sörfüyle gezdirdikten sonra beraber hamburgerciye gideceğimizi bilirdim. o haftasonu ve ondan sonraki bütün haftasonları beraber hep sörfle gezecektik ve acıkınca da güzel yemekler yiyecektik. gömleği ne güzeldi.

...

iki kat çorap giymek yerine belime pareo bağlamak isterdim.