sailing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sailing etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2010 Pazartesi

ipi bırakmadan ama çok da çekmeden

bu aralar kendimi yazıyla ifade edemiyorum. yazı yazamamaktan ziyade daha çok yazmaya ihtiyaç duymuyorum sanki. bir şey düşünmedikçe, kafamı meşgul eden bir şey olmadıkça, hayata eleştirel gözle bakmadıkça yazı yazmaya başvurmuyor gibiyim. son zamanlarda bir şeyi eleştirmekten çok kabul etme hali içindeyim. eleştirmiyorum derken bunu olanlara kayıtsız kaldığım için değil, olanları kabul etmeye çalıştığım için yapıyorum. bana ne demiyorum, ilgisiz değilim fakat bana ters gelen bir şeye hınç ve öfkeyle yaklaşmıyorum. yanlış olduğu bariz olan şeylere kızmaktan ziyade, "peki, madem bu yanlış, bundan sonrası için ne yapabiliriz?" diye yaklaşıyorum. hayatta kimi zaman öngörümü kaybettiğim dönemler oluyor; çocuk gibi ağlayıp sızlamıyorum ama bir şeylerin yolunda gitmediğini bilmeme rağmen o dönemlerde kolumu kaldırmak içimden gelmiyor. birkaç adım sonrasında işlerin daha da kötüleşeceğini algılayamıyorum. oysaki şimdi öngörüme güvenebiliyorum. yola çıkmadan önce kısa bir getiri-götürü hesabı yapıp, önümü arkamı kollayabiliyorum -ya da en azından bunun için çabalıyorum. beni duygusal hezeyanlara sürükleme ihtimali olan şeylerden kaçıyorum, örneğin bazı filmler. hani filmin trailer'ını görürsün, seni etkileyebileceğini hissedersin ya, aynı öyle işte. şu sıralar trailer izlemek bana kafi geliyor: filmlerin trailer'ı, insanların trailer'ı, olabileceklerin trailer'ı. bütün bunlara rağmen başıma gelen her şeyi kabul ediyorum. ne geliyorsa benim için tamam, iyi/kötü fark etmez. hiçbir şeyden yakınmıyorum. hiçbir şeyden yakınma lüksünü kendimde bulmuyorum. "bu niye böyle oldu?" demiyorum, ne de olsa mızmızları sevmeyiz. olduysa oldu ne yapalım. bu işi en az hasarla nasıl atlatırız mühim olan o.
hayatımda kurulu bir sistem var. tıkır tıkır işlemiyor belki ama ben onu yüksek verimle çalıştırma amacındayım. her şeyi adım adım hesap edemem, zaten öyle bir isteğim de yok; ama sistemin ufak bir teklemesinde o zamana kadarki input'ları şöyle bir gözden geçirip, mevcut koşullarda çıkabilecek en uygun output'u çıkartabilirim. eğer bunu yapamıyorsam beceriksizimdir. oysaki becerikli olmak isterim. bilimsel hayatın erkek hegemonyasında olduğunu gözlerimle gördükten sonra kendimi yemek sanatlarına mı versem diye düşünmedim değil. ama sonra vazgeçtim; çünkü ne de olsa ben bir hayli süredir hırslarımı biledim. akademi konusundaki sivriliklerimi törpüledim ve tek bir alanda var olmaktansa iki alanda var olmayı seçtim. buna seçim mi denir bilemiyorum ama öyle. gerektiği kadar bilimsellik, gerektiği kadar ev işi. yıkanmış çamaşırları makineden çıkartırken teorinin ve formüllerin erkeğin işi olduğunu düşünen bilim dünyasına orta parmağımı gösterdiğim zamanlar olmuyor değil. çok afedersin ama öyle. özür dilemiyorum çünkü en ultra-süper-medeni görünen adamların bile içten içe "bunları da buraya niye alıyorlar?" dediğini biliyorum (pabucumun mühendisi seni!). sadece ben değil diğer kızlar da biliyor. işte bütün bunlardan sonra hırslarım bileniyor fakat onların yüzünden değil. neden kendimi kabul ettirmek için onlar gibi olmak zorundayım ki diyorum. etmeyeceklerse etmesinler; kendi çapımda yürür giderim, bir yandan da kekimi neyimi pişiririm diyorum.
ne demişler, başa gelen çekilir. ya da you learn to accept whatever you can get.

yazıya başlarken konuyu bir yerden deerhunter'ın sailing'ine bağlama amacındaydım ama çok zorlama olacaktı, yapmak istemedim. halcycon digest nete düştüğünden beri bana ipotek koydu. her şeyi kabullenme haline bürünürken bu şarkıdan da ilham aldığımı gizleyemeyeceğim. ya da şarkı benim ruh halime denk düştü, bilemedim. işte öyle bir şey.