joy division etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
joy division etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2011 Perşembe

duvarları seyrederken dinlemiştim

eskiden dinlediğim birçok şeyi artık dinlemiyorum. tükettiğim ya da değersizleştirdiğim için değil ama artık o müziği dinleyecek kafada olmadığımdan sanırım. belki buna da bir nevi tüketmek desem yanlış olmaz. o albümlerin içine o kadar çok şey kodlanmış ki, artık o müziği dinlemek sadece "müzik dinlemek" eyleminden başka şeyler ifade etmeye başlıyor. birini hatırladığım için değil de kendimi hatırladığım için; o şarkılardan sıkıldığım için değil de kendimden sıkıldığım için dinleyemiyorum mesela. bir zamanlar yatağıma soktuğum müzikleri şimdi hard disc'imde bile barındırmak istemiyorum. o albümlerin bana tecrübe ettirebileceği şeyleri bir kenara koymuşum gibi, artık dahasına lüzum yok. aynı karanlık dönemlerin içinde dolaşmaya tahammülüm yok. şu anda olduğum kişi olmama etkilerini yadsıyamam ama bu o şarkıları sonsuza kadar dinleyebileceğim anlamına gelmiyor. zamanla yolları ayırıyoruz, bir çoğu belli bir yaşa ve ruh haline adanmış olarak arkamda kalıyor. benimle birlikte gelenler de var ama bıraktıklarım sayıca daha fazla, şu anda onu görüyorum.

zamanında bazı albümleri dinlerken gereksiz yere ne kadar üzüldüğümü düşünüp gülüyorum. içim sıkışır gibi oluyordu. ergenlikte her şeyi abartma halinin benim için müzik dinleme eylemine yansıdığını anca şimdi analiz edebiliyorum. her ufak şeye bir şey kodlama, her parçanın belli bir ruh haline tekabül etmesi falan, böyle şeylerde üstüme yokmuş. şarkıları birbirinden ayrı düşünmem bile imkansız, bir şarkıdan sonra hangisi geldiğini adım gibi biliyorum. bir önceki ve bir sonrakiyle beraber muhteşem üçlü olarak kazınmışlar beynime. zamanla pek çoğunu düşünmez oldum, duymaz oldum; pişman değilim. iyi ki de ergen günlerim geride kalmış.

nerdeyse yarım saattir beş-on farklı without you i'm nothing performansı izliyorum youtube'dan. yaklaşık beş senedir falan dinlemiyorum placebo; çünkü şu anda tahammül edemiyorum. ama on beş yaşımdayken az zaman geçirmedim albümleriyle. nerden esti bilmiyorum, sabah kalktığımda bu şarkı çalıyordu beynimde. akşam eve gelince youtube'un başına geçtim, bu şarkıyı dinledim durdum. milyon tane şey geldi aklıma. para biriktirip, without you i'm nothing albümünü almıştım tunalı pasajı'ndaki müzik dükkanından. halen bile en alternatif şeyleri satan orasıdır -bayağıdır gitmiyorum, duruyor mu emin olamadım. dicle'yle az vakit geçirmedik orada, bir ara habire uğrardık. zaten ankara'daki pasaj kültürü de ayrı bir konu. pasaj camiası bana the smiths, patti smith, joy division, mum falan öğretti. o nasıl bir pasajsa artık?! lise hazırlıktı -2004 yılı- para biriktirip ben without you i'm nothing aldım, dicle de the cure'un birkaç albümünü. uzun bir süre değiş tokuş ederek dinledik durduk. şimdi dinlediğim birçok şey öznelken, o zaman kulaklarımızda çınlayan üzerine çok konuştuğumuz şeylerdi. hangi cure albümü daha iyi diye muhabbet ettiğimizi hatırlıyorum. önce wish'ti, zamanla disintegration kafasına girdik. sonra dilimize disintegration kafası tabiri yerleşti. tüketme değil dedim ama bunları biraz da tükettiğimizi görüyorum. ergenlikteki güzel şarkıların içini güzel şeylerle olduğu kadar çer çöple de doldurduğumuzu inkar edemem. lise hezeyanları kolay atlatılmıyor ne de olsa, bir süre duvarları seyretme evresinden geçiyor her insan. duvarları seyrederken dinlediklerimin artık hard disc'imde yer almıyor olması beni bir nevi özgür kılıyor. bu şarkıların anlamına anca zamanda yolculuk ettiğimde varıyorum. artık ne tunalı pasajına gidiyorum, ne birileriyle uzun uzadıya dinlediğim şeylerin tahlilini yapıyorum, ne de albüm kapaklarına dalıp gidiyorum. uzun uzun dinlemeye tahammül edemiyorum, baygınlık geliyor ama o albümlerle geçirdiğim zamanlara hürmet ediyorum.