7 Mayıs 2017 Pazar

annem de çok tanıdık, slowdive da

gece saat on ikiyi geçmekte, ankara'daki evimdeyim. önümde bir kase yoğurt, içine yulaf ezmesi döktüm, yiyorum. günlerdir yeme düzenim çok bozuldu ve tekrardan yoğurda döndüğüm için memnunum. son haftalar nasıl geçti anlamadım. istanbul-ankara arası git geller beni fiziken yordu. annem hastanede ve duygusal olarak oldukça yıprandım. yaşadığım şeyleri tekrar yaşıyor gibiyim. elimden bir şey gelmemesi, artık ankara'da bile olmamam, anneme yardım edememem beni çok üzüyor. kendimi kafkaesk bir dipsiz kuyuda, devlet hiyerarşisi ve uygulamaları arasında kaybolmuş hissediyorum. annem iki haftadır hastanede ve henüz bir işlem yapılmadı. sadece bekliyoruz. sorduğumda aldığım tek cevap, bekliyoruz. bu süreçte yeni bir ilaç ya herhangi bir tedavi de yapılmıyor. cevap gelmesi gereken bölümden cevap bekliyoruz. bir cevap neden iki haftada gelmez, bunu anlayamıyorum. bu durum annemin hassas psikolojisini etkiliyor. bundan çekindiğimi söylediğimde "merak etmeyin, burada bir psikiyatri kliniği var" dediler. bir de üniversite hastanelerinin böyle yavaş olduğu ve memnun değilsem hastamı alıp başka bir yere götürebileceğim söylendi. o kadar üzüldüm ki, o kadar üzgünüm ki. olabilecek en kibar ve düzgün şekilde derdimi anlattığım doktor bana bu cevabı verdi. hiçbir şey diyemedim. geldim eve ağladım. bütün gece ona neden orada güzel bir cevap veremedim diye kendimi yedim. ne diyebilirdim diye aklımdan en uygun cümleyi kurmaya çalıştım. seviyemi koruyarak ama bir şekilde bu cevap tarzının çok yanlış olduğunu da kendisine belirterek ne diyebilirdim diye düşündüm. halen bile beynimin içinde bu laf dönüp duruyor. bir titreme geliyor. sonra iş yerinde geçen aylarda müdürümle yaptığım tartışma aklıma geliyor. orada tam bir kahraman gibi iki katım yaşındaki adama oldukça sert sözler söylemiştim. doğru muydu, bilmiyorum; ama şimdi büyük ihtimalle benden küçük bir doktora üzüntü içinde tek kelime bile edemedim. çünkü konu annem olunca gözlerim doluveriyor.

dün ankara'ya gelirken slowdive'ın yeni albümünü dinledim. yirmi iki yıl aradan sonra çıkardıkları yeni albümlerini. uçaktan indim, hastaneye gittim, gece geç saatte eve döndüm. yollarda geçen zamanda bu albümü dinlemeye devam ettim. şimdi saat gece 01.33 ve ben yine aynı albümü dinliyorum. laptopumun başına geçtim, okulla ilgili şeyleri tamamlamaya çalışırken bu rüya gibi albümün içine gömüldüm. ara sıra ağlayasım geliyor ama bu müziğin güzelliği beni sakinleştiriyor. hatta ne kadar güzel bir albüm olduğunu düşünürken, kendimi google görsellerde slowdive fotoğraflarına bakarken buluyorum. yıllar boyu süren dostluklar, tekrar bir araya gelip albüm yapmalar... ben şu anda lisede ve üniversitede ders çalıştığım masamdayım. sağımda üniversite yıllarından kalma okul kitapları, hayvan gibi termo, karşımda romanlarım, çekme cd'ler, birkaç saat önce pelin beni aradı, dört sene önce bu masada birlikte bitirme projesi yapıyorduk. annem yine hastaydı. hastaneden yeni çıkmıştı. bilmiyordum ki birkaç ay sonra tekrar girecek... geceler boyu müzik dinleyerek ders çalıştık. slowdive bana, ankara'daki odamda, öğrencilik masamda bütün bunları hatırlatıyor. nasıl da denk geldi, iyi mi yoksa kötü mü bilmiyorum. ama inanılmaz nostaljik geçen bir hafta sonuna geçmişten çıkagelen sadece benim yaşadıklarım değil; bir de slowdive var. adeta deja vu'nun içindeyim. olacakları biliyor gibiyim. slowdive'ı da çok iyi biliyorum. her şeyiyle, her bir gitar melodisiyle çok tanıdık. tanıdıklık hissinin verdiği güven duygusu. slomo, sugar for the pill, no longer making time -o ne güzel bir gitar kathy-, ah o bitiş: falling ashes. 

bu kadar yıpranmışlığın içinde kendimi slowdive'ın 2017 tur tarihlerine bakarken buluyorum. belki annem hastaneden çıkar, üstelik de çok sağlıklı çıkar. sonrasında da kötü hiçbir şey olmaz. ben şu anda ödevini yapmaya çalıştığım dersi geçerim. sonra yaz gelir. yıllık iznimden birkaç gün alır, belki slowdive'ı bir yerlerde yakalarım. mevcut koşullarda bu hayali bile kuruyorum. hem çok üzgünüm hem de bu müziği dinlediğim için mutluyum. 

Hiç yorum yok: