şu hayat ne garip. kafama vura vura bana yaşamayı öğretiyor. kendimi böyle bilmezdim, yaşım ilerledikçe daha umutlu bir insana dönüşüyorum. yaşadığımız onca şeye rağmen, bu ülkeye rağmen, kendi eğilimlerime rağmen, umut etmeden var olamayacağımı anlamış bulunuyorum. tüm hayatım boyunca en korktuğum şey, psikolojik açıdan genetik mirasımın altında ezilmek, derin depresyonlarda kaybolmak ve hayattan elini eteğini çeken bir insana dönüşmek oldu. tam karşımda bunun bir örneği dururken, benim hayattaki motivasyonum bir şekilde karamsarlıkta ve eylemsizlikte boğulmamaktı. kendimi tanıyorum. böyle şeylere oldukça meyilli bir insan olduğumu biliyorum. geçmişte böyle tecrübelerim oldu. üstelik ne kısa süreli ne de sadece birkaç seferlik şeylerdi. belki o yüzden çok müzik dinledim, bilmiyorum. ama defalarca dalgaların altında kaldığımı hissettim. uzun yıllar bunları paylaşmaktan çekindim; çünkü bahsedersem olmak istemediğim kişi olduğumu kabullenecektim. o zamanlar utanıyordum. şimdiyse umut edebilen, mücadele eden biri olmak istiyorum. on yıl önce böyle bir isteğim yoktu. beş yıl önce de yoktu. fakat son iki-üç senedir var. bilim kendimi bildim bileli hayatımın orta yerinde durmasına rağmen, bana bunları öğreten bilimin ürünü olan ilaçlar değildi. en azından ben öyle olduğunu düşünmüyorum. hayat öğretti, sevmek öğretti, dinlediğim müziklerde hissettiğim heyecan öğretti, sonra bir de dostluk tabi. üç gün önce gece vakti, açlık grevindeki nuriye gülmen'in röportajını okudum. başladığım güne göre daha umutluyum diyordu. nasıl böyle bir şey olabilir demedim. onun beslediği umudu anladım. ifade edemedim ama anladım. umut etmekten başka çarenin olmadığı bir anda; gökyüzünün, ağacın, hayvanın halen güzel olduğunu bilmek gibi bir şeydi. sen nasıl olursan ol, güzelin güzelliğinden bir şey eksilmiyor işte.
bütün bir hafta uykusuz, yorgun ve endişe içinde geçti. rüya gibi diyeceğim ama güzelliğinden ötürü değil, uykulu halden. ama ne yalan söyleyeyim bir yandan da güzel bir sebebi de vardı: slowdive'ın son albümü. belki birkaç yıldan beri ilk kez müzik açık uyudum. kulağıma kulaklığımı geçirip uykuya daldım. geçmişte hep yapardım. kulaklıkla uyumaya başladığımda ortaokuldaydım. sağlıksız olduğunu biliyordum, annem uyarıyordu ama ben hep yorgan altında gizli gizli dinliyordum. ne zamanki iş hayatına girdim, o zamandan beri tıpkı yetişkin bir insana yakışanı yaparak, kulaklıkla uyumayı bıraktım. şimdi bazen yeterince iyi duyamadığımı düşündüğüm zamanlar oluyor. acaba sebebi yıllar boyu kulaklıkla uyumam mı diye içimden geçiriyorum.
gündüzlerin, hele hele sıcak bahar ve yaz günlerinin koskoca bir hiçliğe dönüştüğü oluyor. bu sıcak havalar evvelden beri bana sıkıntı veriyor, beni depresif yapıyor. bir yandan endişe içinde bekliyorum ama bir yandan da hayattan kopmak istemiyorum. hafta sonu tekrardan ankara'ya gittim. hem annemi görmek için hem de lise arkadaşımın düğününe katılmak için. aslında kendimde bir düğüne katılacak enerjiyi göremiyordum ancak evlenecek kişi benim için çok kıymetli biriydi. üstelik bu tuhaf, buhranlı günlerde bir de benden düğün playlisti hazırlamamı istemişti. hayatımda ilk kez böyle bir şey yaptım. büyük bir heyecanla birkaç günde bir şeyler bir araya getirdim. sağ olsun o da beğenmiş, bu müzikleri kullandı. o kadar duygulandım ki. ben bu aralar hiç üzüntüden ağlamadım ancak mutluluktan gözlerim çokça doldu. saçma sapan yerlerde, ofiste, bir arkadaşımın telefonunda, birinin yazdığı bir mesajda. sevildiğimi hissettiğim her an gözlerim doldu. bu nedenle nasıl desem, üzülmeye fırsatım olamadı. çok değişik duygu durumları içerisindeyim. aslında üzgünüm ama günlük hayat içindeki güzellikleri yakalamaya çalışıyorum. kulağıma kulaklığımı takıp tüm gün masamda oturayım, hiç sorun değil; ama çok konuşmayım istiyorum. ben böyle derken, düğün gecesi sevdiğim insanların yanındayken uzun zamandır alkol ile gelmediğim bir seviyeye geldim. nasıl mutlu olduysam tarifi mümkün değil. yani çok tuhaf. bir yandan aklım annemde ama bir yandan da şu hayatta en sevdiğim insanlardan birinin mutlu bir gününde yanında olduğum için mutluyum. hayatta kaçırmak istemediğim anlar var ve bu da onlardan biri. bu dalgalanmaları açıklayamıyorum. sadece tek diyebildiğim, çok fazla şey hissediyorum. çok fazla. insanlar arasındaki güçlü bağlar beni duygulandırıyor. insanlığı kavram olarak seviyorum. özele indiğimdeyse yaşım ilerledikçe insanlara olan tahammülüm azalıyor. ama yine de sevdiğim çok insan var. yanlarındayken kendimi yetişkin olarak görmediğim insanlar. böyle derken, nasıl diyeyim, sorumluluk almamak ya gerçeklikten kaçmak gibi değil; daha çok yanlarındayken içimde dağlarda tepelerde koşturma potansiyeli bulunan heidi'nin çıktığı insanlar diyeyim.
hayat benim için ilginç ilerliyor. olumsuzluklar, talihsizlikler oldukça iyi şeylerin ve iyi insanların kıymetini bilmeye daha çok gayret ediyorum. kötü şeyler oldu diye yorgan altına girmiyorum. çünkü artık bundan yoruldum. bu kadarını öğrenebildim. bu benim için büyük bir gelişme. zihnimi rahatlatacak, endişe ve kaygılarımı azaltacak şeyler yapmaya çalışıyorum. bir süredir kafam hep bulanık. uykularım bozuk ama müzik bunlara iyi geliyor. slowdive dinliyorum. oradan shoegaze albümlerine dalıyorum. youtube'da yeni albüm için yapılan tek cümlelik yorumları okuyup, +1'imi basıyorum. slowdive kalbimi aşkla, hormonla, rüyalarla ama illa ki hep gece vakti kırıyor. bunu da çok güzel yapıyor.
bütün bir hafta uykusuz, yorgun ve endişe içinde geçti. rüya gibi diyeceğim ama güzelliğinden ötürü değil, uykulu halden. ama ne yalan söyleyeyim bir yandan da güzel bir sebebi de vardı: slowdive'ın son albümü. belki birkaç yıldan beri ilk kez müzik açık uyudum. kulağıma kulaklığımı geçirip uykuya daldım. geçmişte hep yapardım. kulaklıkla uyumaya başladığımda ortaokuldaydım. sağlıksız olduğunu biliyordum, annem uyarıyordu ama ben hep yorgan altında gizli gizli dinliyordum. ne zamanki iş hayatına girdim, o zamandan beri tıpkı yetişkin bir insana yakışanı yaparak, kulaklıkla uyumayı bıraktım. şimdi bazen yeterince iyi duyamadığımı düşündüğüm zamanlar oluyor. acaba sebebi yıllar boyu kulaklıkla uyumam mı diye içimden geçiriyorum.
gündüzlerin, hele hele sıcak bahar ve yaz günlerinin koskoca bir hiçliğe dönüştüğü oluyor. bu sıcak havalar evvelden beri bana sıkıntı veriyor, beni depresif yapıyor. bir yandan endişe içinde bekliyorum ama bir yandan da hayattan kopmak istemiyorum. hafta sonu tekrardan ankara'ya gittim. hem annemi görmek için hem de lise arkadaşımın düğününe katılmak için. aslında kendimde bir düğüne katılacak enerjiyi göremiyordum ancak evlenecek kişi benim için çok kıymetli biriydi. üstelik bu tuhaf, buhranlı günlerde bir de benden düğün playlisti hazırlamamı istemişti. hayatımda ilk kez böyle bir şey yaptım. büyük bir heyecanla birkaç günde bir şeyler bir araya getirdim. sağ olsun o da beğenmiş, bu müzikleri kullandı. o kadar duygulandım ki. ben bu aralar hiç üzüntüden ağlamadım ancak mutluluktan gözlerim çokça doldu. saçma sapan yerlerde, ofiste, bir arkadaşımın telefonunda, birinin yazdığı bir mesajda. sevildiğimi hissettiğim her an gözlerim doldu. bu nedenle nasıl desem, üzülmeye fırsatım olamadı. çok değişik duygu durumları içerisindeyim. aslında üzgünüm ama günlük hayat içindeki güzellikleri yakalamaya çalışıyorum. kulağıma kulaklığımı takıp tüm gün masamda oturayım, hiç sorun değil; ama çok konuşmayım istiyorum. ben böyle derken, düğün gecesi sevdiğim insanların yanındayken uzun zamandır alkol ile gelmediğim bir seviyeye geldim. nasıl mutlu olduysam tarifi mümkün değil. yani çok tuhaf. bir yandan aklım annemde ama bir yandan da şu hayatta en sevdiğim insanlardan birinin mutlu bir gününde yanında olduğum için mutluyum. hayatta kaçırmak istemediğim anlar var ve bu da onlardan biri. bu dalgalanmaları açıklayamıyorum. sadece tek diyebildiğim, çok fazla şey hissediyorum. çok fazla. insanlar arasındaki güçlü bağlar beni duygulandırıyor. insanlığı kavram olarak seviyorum. özele indiğimdeyse yaşım ilerledikçe insanlara olan tahammülüm azalıyor. ama yine de sevdiğim çok insan var. yanlarındayken kendimi yetişkin olarak görmediğim insanlar. böyle derken, nasıl diyeyim, sorumluluk almamak ya gerçeklikten kaçmak gibi değil; daha çok yanlarındayken içimde dağlarda tepelerde koşturma potansiyeli bulunan heidi'nin çıktığı insanlar diyeyim.
hayat benim için ilginç ilerliyor. olumsuzluklar, talihsizlikler oldukça iyi şeylerin ve iyi insanların kıymetini bilmeye daha çok gayret ediyorum. kötü şeyler oldu diye yorgan altına girmiyorum. çünkü artık bundan yoruldum. bu kadarını öğrenebildim. bu benim için büyük bir gelişme. zihnimi rahatlatacak, endişe ve kaygılarımı azaltacak şeyler yapmaya çalışıyorum. bir süredir kafam hep bulanık. uykularım bozuk ama müzik bunlara iyi geliyor. slowdive dinliyorum. oradan shoegaze albümlerine dalıyorum. youtube'da yeni albüm için yapılan tek cümlelik yorumları okuyup, +1'imi basıyorum. slowdive kalbimi aşkla, hormonla, rüyalarla ama illa ki hep gece vakti kırıyor. bunu da çok güzel yapıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder