16 Kasım 2011 Çarşamba

müzik dinleyerek günleri birbirine ekledim

kafamdaki ağaca da kış gelmiş

günleri şarkılara, yeni çıkan albümlere bağlamışken, farklı şeylere duyduğum ilgiden ve sevgiden değişmeden kalan tek şeyin müziğin içinde kaybolmak olduğunu görüyorum. eskiden kaçmak mı acaba derdim, şimdi destek kuvvetleri diyorum. herkes benzer bir hisle başka seslerin varlığına koşarken, ben de onlar gibi başka bir sesin varlığına ihtiyaç duyuyorum. zaman geçiyor, ben değişiyorum, çevremdeki insanlar değişiyor ama bu hep aynı; müzikten hep bir destek alma ihtiyacı, hep bir beraber uyuma gerekliliği, hep içine girilecek bir başka gerçeklik. on beş yaşındayken de böyleydi, şimdi de. bu kimi zaman beni korkutuyor ve gelecek günlerden endişe duyuyorum. bazen on beş sene sonra da aynı şekilde uyuyacağımı düşünerek korkuyorum. başka bir gerçekliğe olan özlem geçmeyecek mi diye düşünüyorum. on beş yaşında da kulaklıklarımı takar, şarkıyı söyleyen adamın/kadının sesindeki duygu hali değişimlerini yakalamaya çalışırdım, şimdi de aynısını yapıyorum. benim yapacak daha iyi işlerim yok mu? daha önemli işlerim?

"neden böyle kadınları ve adamları dinliyorsun?" diye sorana verecek havalı bir cevabım yok. çünkü seviyorum. sevdiğimi seviyorum, sevmediğim üstüne kafa yormuyorum. artık kafamı yormak istemiyorum; çünkü yaptığım işe konsantre olamamak beni yıpratıyor. verimli geçen iki saatin ardından, "vay anasını başka hiçbir şey düşünmeden çok güzel iki saat çalıştım" dedikten sonra, o düşünmediğim şeyleri hatırlamaya başlıyorum. sanki eski zaman kadınlarındanmışım ve yapacak tek işim dikişimi dikerek uzun öğleden sonralarının geçmesini beklemekmiş gibi kafamdan geçenleri uzun uzun irdeliyorum. dikiş dikmiyorum, onun yerine beynimdeki türlü şeyi birbirine bağlayan dallar arasında gidip geliyorum. sanki bir şey işliyorum, alakasız şeyler hakkında bağ kuruyorum ve bir ağacın dallarında gezinir gibi oradan oraya, bundan ona atlıyorum. dalların sonu yok, hep daha yükseğe uzanıyor ve inanılmaz biçimde her şey birbiriyle bağlanıyor. bir bakıyorum akşamı etmişiz, koca bir öğleden sonrayı yiyip bitirmişiz. kendi başına şarkısını söyleyen bir adamı/kadını dinlerken de onların beyninin içine girmişim gibi hissediyorum. onun mahremi benimkiyle birleşiyor falan. beş sene önce dinlediğim bazı grupların şimdi benim için pek bir anlam ifade etmediklerini görünce düşünüyorum, bu dinlediğim de beş sene sonra bir şey ifade etmeyecek mi acaba diye. bunu gerçekten merak ediyorum. hiçbir şey olmamış gibi, geceleri onlarla uyumamışım gibi unutup gidecek miyim hepsini, öylesine geçip gidecekler mi? hayatta birçok şeyin öylesine geçip gittiğini fark edince bunun beni şaşırtmaması gerektiğinde karar kılıyorum. sabah yüzüme soğuk rüzgar çarptığında, oksijenden burnum yandığında yüzüme çarpanın aslında hayatın kendisi olduğunu görüyorum. hayat, yalın ve net bir şekilde her sabah varlığını belli ediyor ve yaşamak bunun gibi bir şey dedirtiyor. ben orta anadolu soğuğunu iliklerimde hissederken, "bir şey için sabah sabah yollara düşmüşüz" diyorum. o şey okumak olur, çalışmak olur, hayatta kalmak için bir mücadele olur, artık adına ne dersen. hep bir şeylerin peşinde geçen günler topluluğu... günlerin birbirine eklenmesi, senin "o şey" her neyse onun peşinde koşarken araya sıkıştırdığın şeyler... sabahın yedi buçuğunda aklıma bunlar geliyor, o vakit kafam ancak bu kadar çalışıyor. atkımı iyice boynuma çekiyorum, beremi kafama geçiriyorum ve yola koyuluyorum. güneşli yerler düşünüyorum, içim biraz buruluyor, bana 12 derecenin soğuk olduğunu söyleyenler aklıma geliyor. içimden gülüyorum, ankara'nın insanın içine işleyen ayazıyla ülkenin en soğuk yerlerinden biri olduğunu bir ben, bir de diğer ankaralılar biliyor; ama iş başkasına anlatmaya gelince üşeniyorum. "12 derece soğuk mu?!" diye haykırasım geliyor. ben 10 dereceyi görünce "oh aman bugün iyiymiş" diyorum. baktım, orada bugün hava 18 dereceymiş. "18 mi?!" diyorum. ben 18 derecede tişört giyerim diye geçiyor aklımdan. orada olsam tişört giyerdim ama orada değilim, olacağımı da zannetmiyorum diyorum. benim burada çok önemli işlerim var. şarkılardaki duygu değişimlerini inceliyorum demiştim ya, hah işte o.

Hiç yorum yok: