11 Aralık 2010 Cumartesi

vicdanım rahatlasın diye. kişisel tatmin.

aylardır geceleri yatarken kulağımda sun kil moon'un admiral fell promises'i var. bu albüm hakkında bir şeyler yazmak istiyorum; bana düşündürdüklerini, verdiği sakinliği ve daha başka şeyleri anlatmak istiyorum. tam yazacak gibi oluyorum, birden bu yaptığım çok anlamsız görünüyor gözüme. yaptığıma bir önem addettiğim falan yok ama diyorum ki, bu kadar çok şey olurken benim bir şarkı hakkında yazmamın ne önemi var. sanki karmaşa içindeyken gidip de en gereksiz işle ilgileniyormuşum gibi hissediyorum ve vazgeçiyorum. ben dinlerken güzel, müzik de olmasa ne yapardım ama iş hissettiklerimi yazmaya gelince koca bir çöplük beliriyor gözümün önünde. vicdanımı rahatlatmak için ülkede olanlar hakkında iki kelam etsem daha mı az rahatsız olurum diye düşünüyorum. hayır. olanlar hakkında iki cümle ettikten sonra vicdanî rahatlığa ulaşıp, hiçbir şey olmamış gibi davranmayacağım ben. hayır.

söyleyecek çok lafım olmasına rağmen diyecek hiçbir şey bulamıyorum. insanlara küsmüş değilim ama gittikçe yaşanması zor bir yerde olduğumuzu düşünmeye başladım. bir haftadır kelli felli adamlar tarafından gazetelerde yazılmış öyle yazılar okuyorum ki midem bulanıyor. hissettiğim tek şey iğrenme oluyor. koca koca herifler bir haftadır ülkenin gündeminde olan bir kızın ismini cismini ifşa etmekten bir nebze olsun rahatsızlık duymuyorlar. amaçları uğruna her şeyi mübah sayanların varlığını bilirdim de, yirmi yaşında dahi olmayan bir kızı bile böyle karalayacaklarını, suçlayacaklarını ve hatta taşlayacaklarını tahmin edemezdim. güçten ve hırstan gözü dönmüş adamlar, küçücük bir kızı günah keçisi ilan etmekten utanmıyorlar. kendilerini hangi siyasi kimlikle etiketledikleri benim için mühim değil. bu vesileyle, bu adamlar gibi gücü elinde bulunduran kesimin öğrenciye ve kadına bakışı bir kez daha yüzüme vuruluyor. gördüklerimden sonra ileride bizler için güzel şeyler olabileceğine dair inancım kalmıyor. elli sene önce benim yaşımda olan insanlar ne hissediyorlarmış bilmiyorum ama ben ileride ülkenin daha iyi bir yer olacağına dair bir umut besleyemiyorum. buna karşı bir şeyler yapıyor musun dersen, kolumu kaldıramadığımı söylerim. "hem bir şey yapmıyor hem de kenara geçmiş eleştiriyor" gibi göründüğüm doğrudur, aksini iddia edecek yüzüm yok. ne zaman bir şey yapma gerekliliğini hissetsem, kimin için ve ne için gibi bir soru beliriyor kafamda. bize çizilen sınırlı alan içinde oynadığımızı görmemek için kör olmak lazım. siyasi etiketler umrumda değil, insanları ne sınıflandırıyorum ne de ayırıyorum. fakat gördüğüm muamale bu değil. ben herkesin varlığını kabul ederken, benim varlığımdan rahatsız olanların olduğunu biliyorum. kendimi hiçbir topluluğa ait hissetmiyorum, bu yüzden takım bile tutamıyorum. insanların bir araya gelerek bir şeyleri değiştirebilme gücüne inancım büyük ölçüde zayıflamış. fakat kimse beni bu yüzden suçlayamaz. nihayetinde bizler öyle bir ülke ortamında büyüdük. kimileri bunu "doksanlarda yetişen apolitik kuşak" falan olarak tanımlıyor ama külliyen yalan. herkesin gayet politik olduğunu biliyorum, öyle sanıldığı kadar kafasız ya da gerizekalı değiliz. öyle diyen varsa iyi halt yiyor. ağzını açanın dövüldüğü bir memlekette kendini ortaya koyamayan insanları suçlayamam. nihayetinde ben de onlardan biriyim. böyle olmak istemezdim ama aksini yapacak gücü kendimde bulamıyorum. yine de benim slogan atmamam ya da sokaklara dökülenlerden biri olmamam, bunları yapanlarla aynı görüşte olmadığımı göstermez ki. ben de dediklerine katılıyorum, krediyle ödediğim harç parasını, okul bitince düzgün bir iş bulup bulamayacağımı falan düşünüyorum. sonra televizyonda dövülen çocukları görünce, bunun benim düşüncelerimin de coplanması demek olduğunu idrak ediyorum.

ülkeden elimi eteğimi çekmiş değilim ama o çocuklar kadar bir şeyleri değiştirebilme inancım olmasını çok isterdim. bunu gerçekten isterdim. bireyselcilikten uzak olduğumu düşünürken, gördüklerim beni bireyselci olmaya itiyor, bundan rahatsız oluyorum. yapay bir umut taşıyacağıma, gerçekçi bir karamsar olmaya başlıyorum. ben aksini yapmaya çalışsam bile yavaş yavaş kaydığım yönü görüyorum. olanlar karşısında duyduğum öfke bile içimde harekete geçme güdüsü yaratamıyor çünkü o derece inançsızlaşmışım.

Hiç yorum yok: