yıllar geçtikçe sabırla beklemeyi öğreniyorum. beklediğim şey mühim değil, benim için önemli olan kısım sabırla beklemek. sabırla beklemenin, güvenle beklemek demek olmadığını da yeni yeni anlıyorum. bir şeyler yapıyorum, sabırla sonucunu bekliyorum ama içimde bir güvensizlik. bazen korku ile endişe arasında gidip geliyorum. elimden geleni yaptığımı düşündüğüm şeylerde tatmin edici neticeler alamayınca pes etmemeyi artık öğrendim. büyümek bunu gerektiriyor. olgunluk ile çocukluk arasındaki fark bu olmalı, istediğini alamayınca pes etmeden yola devam edebilmek. çoğu zaman benim kafamı meşgul eden istediğim değil, hak ettiğim şey oluyor. hak ettiğimi alabilsem tatmin hissini yaşayacağım ama maalesef olmuyor. o zaman vaz mı geçsem diye düşünüyorum. vaz geçsem, emek etmeyi bırakıp bir kenara mı çekilsem diye soruyorum kendime. sonra bunu kendime yakıştıramıyorum. bunun mantıktan uzak olduğunu görüp, kendime olan inancımı muhafaza etmeyi seçiyorum. bunu resmen seçiyorum, öyle olması gerektiğini düşündüğüm için. küçükken daha mı mantıklıydım diyorum. büyüdükçe sezgilerime güvenmeyi seçtim ve aklın biraz uzağına düştüm sanırım. çocukluğumu bilen biri, sen çok mantıklı bir çocuktun dedi bana. öyle miydim sahiden diye kendimi gözden geçirdim. sanırım öyleydim. şimdi ne oldu sana dedi, böyle yapmamalısın. yüzüme tokat yemiş gibi oldum. sahi, şimdi değiştim mi? dünyanın en ağır küfürünü yemişim gibi hissettim, sana şimdi ne oldu? hayran olduğum hep mantıktı, büyük ihtimalle benim zaafım da buydu. yakışıklı adamdan ziyade mantıklı adam, güzel kadından ziyade mantıklı kadın. akıllı ya da zeki değil demek istediğim, mantıklı. olmak istediğim kişi mantıklı, istikrarlı ve tutarlıydı. bense kimi zaman dengesizdim. çevreme karşı değil ama kendime karşı dengesiz. bir gün kendimle barışıkken, bir gün aynaya bakmak istemezdim. bir gün evimizin sokağına girdiğimde sessizce şarkı söylerken, bir gün müziği duymak dahi istemezdim. sevdiğim insanları her daim severdim de, geri kalan insanları bazen severdim bazen de onlara öfkelenirdim.
bunlar dışarıdan belli olmayan şeyler olsa bile iniş çıkışlarımın keskinliği beni kimi zaman huzursuz ediyor. tekrar sakinleşmeyi bekliyorum. sabırla bekliyorum ama güvenle değil. teselli istemiyorum ama beni rahatlatacak bir omuz arıyorum. bazen buluyorum bazen bulamıyorum, herkes gibi işte. takdir edilmeyi önemsemediğimi söylesem de içimdeki ergen damarı bazen tutuyor ve takdir görmediği için üzülüyor. bunları önemsemiyormuş gibi görünsem de önemsediğim doğrudur, kendimi kandırmak gibi bir niyetim yok. çalışıp da yapamadığım sınavlardan sonra -ki çalışıp da yapamamak diye bir şey var, evet, yalan söylemeyin- ya da kötü şeylerle karşılaştığımda -bu kısmı fazla açmayalım- adaletin bu mu dünya dediğim doğrudur.
.....
bugün bir otobüs camında, moral bozukluğundan çattığım kaşlarımı görünce aman allahım yüzüm kırışacak! deyip de alnımı normal haline getirdiğimi de gizlemeyeceğim.
.....
sürekli bir şey yetiştirip duruyorum. kalbimin çarptığını, hızlı hızlı attığını duyuyorum, içtiğim kahvelerden dolayı. gece yatağa yatınca sanki yatak kalbimin çarpıntısından sallanıyormuş gibi geliyor. kahveden bıktım artık. iyi kahve ile kötü kahvenin tadını ayırt edemeyecek derecede içtiğim şeyi önemsemiyorum. sanki daha fazla kafeinle aklım daha çok çalışacak. hiçbir şey yapmıyorum çünkü hiçbir şeye vakit bulamıyorum. okulun bu derece hayatımın tümünü kaplaması beni boğuyor. kendimi ot gibi hissediyorum, biraz boş kalsam da uyusam diyorum. bunca şeyden sonra aldığım notlar da bok gibi. geçen yaptığım bir ödevde sonuç çıkartamayınca all these calculations do not make sense yazdım sayfanın sonuna. hoca da gülen surat çizmiş. hiç beklemiyordum ama meğersem zaten cevap oymuş. aferin dedim kendime. sonra vay anasını galiba biliyorum ya diye sınava girdim, o da bok gibi geçti. bu sefer de kağıdın sonuna "hocam vakit yetmedi. eğer biraz daha olsaydı bu soruyu yapardım." yazdım. bunu gerçekten yaptım. sonra hoca bir sonraki derste, "biriniz bana not yazmış sınavda, kim o?" diye sordu. benim dedim. hoca güldü, ben de güldüm. utandım ve yüzüm kızardı falan. sınav kağıdına not yazan öğrenci hakkında hocalar ne düşünüyor bilemeyeceğim ama ben yine olsa yine yapardım.
.....
sürekli bir şey yetiştirip duruyorum. kalbimin çarptığını, hızlı hızlı attığını duyuyorum, içtiğim kahvelerden dolayı. gece yatağa yatınca sanki yatak kalbimin çarpıntısından sallanıyormuş gibi geliyor. kahveden bıktım artık. iyi kahve ile kötü kahvenin tadını ayırt edemeyecek derecede içtiğim şeyi önemsemiyorum. sanki daha fazla kafeinle aklım daha çok çalışacak. hiçbir şey yapmıyorum çünkü hiçbir şeye vakit bulamıyorum. okulun bu derece hayatımın tümünü kaplaması beni boğuyor. kendimi ot gibi hissediyorum, biraz boş kalsam da uyusam diyorum. bunca şeyden sonra aldığım notlar da bok gibi. geçen yaptığım bir ödevde sonuç çıkartamayınca all these calculations do not make sense yazdım sayfanın sonuna. hoca da gülen surat çizmiş. hiç beklemiyordum ama meğersem zaten cevap oymuş. aferin dedim kendime. sonra vay anasını galiba biliyorum ya diye sınava girdim, o da bok gibi geçti. bu sefer de kağıdın sonuna "hocam vakit yetmedi. eğer biraz daha olsaydı bu soruyu yapardım." yazdım. bunu gerçekten yaptım. sonra hoca bir sonraki derste, "biriniz bana not yazmış sınavda, kim o?" diye sordu. benim dedim. hoca güldü, ben de güldüm. utandım ve yüzüm kızardı falan. sınav kağıdına not yazan öğrenci hakkında hocalar ne düşünüyor bilemeyeceğim ama ben yine olsa yine yapardım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder