13 Haziran 2009 Cumartesi

Haruki Murakami'den Norwegian Wood


Sanırım hayatımda ilk defa bir kitabın peşinden bu kadar koştum. Tam üç ay boyunca Norwegian Wood kitabını kovaladım da kovaladım. Haftada bir kullanıcı hesabıma girerek, okulun kütüphanesinden kitabım gelmiş mi diye kontrol ettim. Gelmesi gerektiği halde iki kere erteledi sahibi. Kimin aldığını bilmeme imkan yok ama inatçı bir Murakami okuyucusu olduğu için onu bağışladım. Tuttum sonra kitabımı. Hesapta benim üzerime görünüyordu. Ne olduğunu hatırlamıyorum, almam gereken gün gidemedim almaya; düştü üzerimden kayıt. İşin yoksa gene kovala kitabı. Bekledim, casus gibi kitabın yeni sahibinin kitabımı iade edeceği günü kaçırmamak için takipte kaldım. Arada badireler atlattım, sıkı Murakami okuyucularını geride bıraktım ve zafere ulaştım. Mutluyum. İki haftadır kitap bende. Yavaş yavaş, sindire sindire okuyorum. Bir yandan okuyorum, bir yandan da bu kitabın kaderim olmasından korkuyorum. Böyle garip bir tesadüfler zinciri var yaşadığımız düzende. Ya da ben kendimi buna inandırıyorum, bilemiyorum. Böyle düşünmek hoşuma gitmiyor değil, itiraf ediyorum. Bir-iki tane kitap ismi sayabilirim, okurken hayatımın tuhaf bir şekilde eş zamanlı olarak kitabın öyküsüyle paralel gittiği.

Bu kitabı okumaya başladığım günlerde, Murakami’nin iki ciltlik, Japoncası iki bin (2000!) küsur sayfalık 1q84 adlı romanının çıktığı haberi geldi. Henüz İngilizceye çevrilmemiş. Şimdiden bilmem kaç bin adet sipariş almış falan filan. Bu Japonlar ilginç zaar. Dünyanın neresinde bir kitap (Norwegian Wood) dokuz buçuk milyon (9.5 milyon!) satar? Takdir ettim.

Gelelim Norwegian Wood’a. İsmini Beatles’ın şarkısı olan Norwegian Wood’dan alıyor. Üniversiteye başlayan bir gencin geçmişi ile bugünü arasında sıkışıp kalmışlığını anlatıyor. Görünürde insanların arasında ama gerçekte içini hiç kimseye açmak istemeyecek kadar soyutlamış kendini herkesten. İnsan ilişkilerine dair gözlemleri ve ürettiği fikirleri var. Kimisi topluma ters gelebileceğinden, bu fikirleri dillendirmeyi sevmiyor. Arkadaşlık ve sevgililik müessesesinde toplumun geri kalanından farklı düşünüyor. Belki buradaki kocakarı teyzeler olsa, "çınk çınk" efektiyle birlikte kendisine "geniş görüşlü" der; "bu gençlik nereye gidiyor yarab?!" diye de eklerlerdi. Bırak desinler Toru, insanlar hala birbirlerine sahip olabileceklerini düşünen saf homo sapiensler olarak yaşamıyorlar mı?

Kitabın sevdiğim bir yerinden alıntı yapmak istiyorum.
(Not: Aşağıda konuşan iki kahramanın, birbirleriyle The Great Gatsby romanı sayesinde tanıştıklarını belirtmekte fayda var.)

"What kind of authors do you like?" I asked, speaking in respectful tones to this man two years my senior.
"Balzac, Dante, Joseph Conrad, Dickens," he answered without hesitation.
"Not exactly fashionable."
"That's why I read them. If you only read the books that everyone else is reading, you can only think what everyone else is thinking. That's the world of hicks and slobs. Real people would be ashamed of themselves doing that. Haven't you noticed, Watanabe? You and I are the only real ones in the dorm. The other guys are crap."
This took me off guard. "How can you say that?"
"Cause it's true. I know. I can see it. It's like we have marks on our foreheads. And besides, we've both read The Great Gatsby."

(vintage international original yayınları. 2000. sayfa. 31).

2 yorum:

Wereyda dedi ki...

osamu dazai ningen şikkaku (insanlığımı yitirirken) isimli kitabı ile beni çok etkilemişti. sonra yasunari kawabata ve yukio mishima okudum ama sıra asla ve asla murakami'ye gelmedi. tekrar yazmanız çok güzel, murakami'den bahsetmenizse beni güldürüyor.. çünkü birçok kişi murakami okuyor ve tavsiye ediyor ama ben henüz başlayabilmiş değilim. : )

kukuletalı dedi ki...

japonların filmleri ilginç; müzikleri ilginç,acayip yetenekli müzisyenler çıkarıyorlar falan. edebiyatlarını bilmiyorum çünkü murakami okuduğum ilk japon yazar. bu konuda bir cahilliğim var ama japon edebiyatının üzerine eğilmek gerekiyor sanırım, birçok kişi önemli yazarları olduğundan bahsediyor. senin bahsettiğin yazarlara baktım, osamu dazai ve yasunari kawabata'nın ortak noktası intihar olgusuymuş bir de. ben de burada gülümsedim, çünkü murakami de intihara takıntılı bir adam. (norwegian wood'da öyle en azından) kiraz çiçekleri kitabını hep bilirdim, kitapçıda görürdüm, hatta murakami ile yan yana dururlardı hep. ama önemli bir yazarın, önemli bir romanı olduğunu bilmezdim. hemen okuma sırama koyuyorum kendisini.
murakami'ye başlamak için norwegian wood çok iyi bir tercih bence. resmen bitmesin diye yavaş yavaş okuyorum:) bir de hani bazı yazarlar olur ya bir romanını okuduktan sonra içinde diğer bütün romanlarını da okuma isteği belirir. bu adam da onlardan.
bana yazmıyor demişsin ama sen de artık eskisi gibi sık yazmıyorsun. seni de tekrar aktif bir şekilde sahalarda görmek istiyoruz :)