wuthering heights etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
wuthering heights etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2012 Pazartesi

rüzgarı göğsüme yedim



en sevdiğim kitabı söyleyemem. en sevdiğim müzisyeni, grubu ya da filmi de söyleyemem. bir şeyin en sevdiğim olması nasıl olabilir diye düşünürüm. "en sevdiğim kitap şu" ya da "grup bu" demek benim için çok iddialı tanımlamalardır. zaten iddialı olan şey bana göre değil. çok sevdiklerim var ama en sevdiğim yok. bu yüzden neleri seversin sorusuna vereceğim bir cevabım da yok. yakın zamanda yaptığım bir otobüs yolculuğunda biri bana neler dinlersin diye sordu da böyle bir soruya nasıl cevap verebilirim diye bir beş dakika düşündüm galiba. ona verdiğim cevaba göre beni kafasında şekillendirecekti ve ben böyle bir soruya nasıl bir cevap vereceğimi bilemedim. 

bir sıralama yapamam; kitap ismi, grup ismi ya da film ismi sayamam ama sevdiğim şeyler hakkında saatlerce konuşabilirim. bunlardan biri de emily bronte'nin wuthering heights romanıdır. bu kitabı gerçekten severim, zaten kim sevmez ki? tıpkı jane austen'ın gurur ve önyargı'sı gibi pek çok kişinin üzerinde hem fikir olduğu bir romandır wuthering heights. jane austen dönemsel olarak emily bronte'den hemen öncedir. doğru mu yanlış mı bilemem ama benim zihnimde yaptığım sınıflandırmada bu iki kadın yan yana durur. birini diğerinden daha çok sevdiğimden değil ama wuthering heights'ı ayrı bir yere koyarım. ilk okuduğum zamandan beri bu böyledir. romanı sadece bir defa, lisede okumama rağmen ara sıra zihnimde çağrışım yapar ve ben çok eskide kalmış bir anı gibi onu çağırırım. sanki yetmiş yaşındaki bir kadının gençliğinde yaşadığı bir aşkı anımsaması ve çağırması gibi çağırırım bu romanı. bunun nedeni romanın atmosferinin bu şekilde olmasıdır; yoksa süslü ve havalı cümleler kurmak gibi bir amacım yok. ben bir şey yapmıyorum,  zaten roman daha isminden başlayarak bana çağrışımlar yaptırıyor. türkçe'deki ismi de orjinali gibi öyle güzel ki... uğultulu tepeler. beni bu romanla tanıştıran annem kitabın ismini rüzgarlı bayır olarak bilir. onun gençliğinde öyleymiş. fakat bence uğultulu tepeler daha güzel.

uğultulu tepeler ne zaman aklıma gelse, sanki çok eskide kalmış, hüzünlü bir hikayenin izini sürüyor gibiyim. adeta tepelerde yürüyor, rüzgarı göğsüme yiyor ve orada olmadığını bildiğim bir izi arıyorum. bütün bunları derken muhtemelen gözümde catherine'i canlandırıyorum. catherine arıyor, koşuyor, bulamıyor. ben de bu yolculuğu zihnimde yapıyorum. kate bush'un aynı isimli şarkısında, annemin bana tanıttığı romanları andığımda, lisedeyken sevdiğim çocuk acaba şimdi ne yapıyor diye düşündüğümde mutlaka bir yerden catherine işin içine giriyor.

andrea arnold'ın filminden

bu romanın film uyarlamalarının hiçbirini izlemedim. kafamdaki roman algısını kirletmeyeyim diye özel bir çaba harcadığımdan değil, böyle bir isteği hiç duymadığımdan. hatta uyarlamalarından birinde pek sevdiğim juliette binoche olmasına rağmen izlemek içimden gelmedi. fakat andrea arnold'un wuthering heights uyarlamasının trailer'ına ilk kez birkaç gün önce rastgelince hem bu filmi izlemek hem de romanın havasına tekrar girmek istedim. kendisinin fish tank filminin de yönetmeni olduğunu öğrenince iyi bir uyarlama olmuştur önkabulünü yaptım. ardından mumford&sons'ın bu film için yaptığı the enemy parçasını dinledim. hepsi çok planlı ve sıralı oldu, bu kadar düzen beni gerdi ama bu parçayı da çok sevdim. parçada "geldim ve bir hiçtim/ zaman bize hiçbir şey vermeyecek/ zaten düştüğünü bildiğin bir adama/ güvenmeyi neden seçtin?" diyor. sanırım heatcliff catherine'le konuşuyor.