little miss sunshine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
little miss sunshine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2012 Cumartesi

#11

Devotchka - Till the end of time by kukuletali

dünyanın en uzak yerine de gitsem, asla kafamın içinde yaptığım yolculuktan daha uzun bir yolculuk yapamam. zihnimde yaptığım yolculukları birbirine eklesem, buradan plüton'a yol olur. küçükken ders çalışmak amacıyla masaya oturduğumda sadece dersimi çalışırdım. şimdiyse bunun haricindeki her şeyi yapıyorum. aklıma bir şey geliyor, mesela bir kuş gelip zihnimin içine giriyor, sonra ben onun peşine takılıyorum ve nerelere gidiyorum. sonra bir bakıyorum yarım saat olmuş. ne ara zaman geçmiş anlamıyorum. büyüdükçe aklım başımdan gidiyor ve ben hayalperest biri olup çıkıyorum. halbuki normalde tersinin olması gerekmez mi? otuz altı saat sonra öğrencilik hayatımın çok kritik bir noktasında duran bir finale gireceğim ama bir türlü konsantre olup da çalışamıyorum. masamın üstünde kahve fincanları ve çay bardakları çoğaldıkça çoğalıyor ve ben bu sırada dağıldıkça dağılıyorum. gülmek için little miss sunshine'daki dans sahnesini youtube'da izlerken, birden kendimi torrent'ten filmi indirirken buldum. indirdiğim yetmiyormuş gibi bir de üstüne seyrettim. bu filmi ilk kez seyrettiğimde öss'ye hazırlanıyordum, şimdiyse ondan daha stresli bir sınava... bu film hayatımda hep böyle dönemlere denk geliyor; stres, endişe, bıkkınlık. son zamanlardaki çalışma motivasyonum, bunların kısa bir süre sonra biteceğini bilmem. bunu da bilmesem hiç çalışmazdım, kuşların peşine takılır uçardım. bu tam benden beklenecek bir iş olurdu.

27 Aralık 2008 Cumartesi

lazım olan insanlar

biri gözümün içine bakıp "mutsuzum" dese, orada dağılabilirim herhalde. hani hayatta kaldıramayacağın laflar olur ya, ben bunu kaldıramam işte. en savunmasız haliyle, tüm içtenliğiyle sana "mutsuzum" diyen bir kişi kadar insanı çaresiz bırakan pek az şey vardır. elin kolun bağlı, durursun öyle. sadece durursun. çünkü o an ne yaparsan yap, mutsuzluğa ilaç olacak bir şey bulamazsın. ah çaresizlik ah.

ama kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor artık. kimse de birinin mutsuzluğunu gözlerinden okuyabilecek denli dikkatle bakmıyor karşısındakine; hatta bakmaktan özellikle kaçınıyor. yalandan da olsa mutlu insanlar görmeyi tercih ediyor herkes çevresinde. mutsuzluk bulaşıcı çünkü. insanlar "bulaşıcılık" halini hissedebiliyorlar. gerçek mutsuzluğa gözlerini kapayıp sorun yokmuş gibi güne devam ediyorlar. televizyonda çıkan iç karartıcı bir haberden kumandaya basarak kurtulabildikleri gibi en yakınlarındakilerin mutsuz hallerinden de o insana kafalarını çevirerek kurtulabileceklerini sanıyorlar. yalan söylemeyi iyi bilenler bu işte de başarılı oluyor. aferin onlara.

insanların göz ardı ettiği sadece mutsuzluk değil elbette, ne yazık ki gerçek mutluluğu kaldırabilecek kadar da güçlü değiller. zaman zaman kıskanç, zaman zamansa avutulmayı bekleyen bir çocuk gibi şımarık yaklaşıyorlar başkalarının mutluluklarına. kim kendi mutlu değilken bir başkasının mutlu olmasını en içten, ta içinden ister ki? işte erdem bunu istemeyi becerebilen insanlardadır ve herkesin çevresinde annesi haricinde böyle bir-iki insan bulunmalıdır. sağlıklı bir hayat için.

şimdi böyle deyince aklıma little miss sunshine geldi.
oradan da bu sahne. katıksız bir mutsuzluk.
ama onu küçücük yüreğiyle anlayan miniminnacık bir kız var yanında. başını onun omzuna yaslamış ve mutsuzluğu paylaşmış. sessizce. bir insan daha ne ister ki?