27 Aralık 2008 Cumartesi

lazım olan insanlar

biri gözümün içine bakıp "mutsuzum" dese, orada dağılabilirim herhalde. hani hayatta kaldıramayacağın laflar olur ya, ben bunu kaldıramam işte. en savunmasız haliyle, tüm içtenliğiyle sana "mutsuzum" diyen bir kişi kadar insanı çaresiz bırakan pek az şey vardır. elin kolun bağlı, durursun öyle. sadece durursun. çünkü o an ne yaparsan yap, mutsuzluğa ilaç olacak bir şey bulamazsın. ah çaresizlik ah.

ama kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor artık. kimse de birinin mutsuzluğunu gözlerinden okuyabilecek denli dikkatle bakmıyor karşısındakine; hatta bakmaktan özellikle kaçınıyor. yalandan da olsa mutlu insanlar görmeyi tercih ediyor herkes çevresinde. mutsuzluk bulaşıcı çünkü. insanlar "bulaşıcılık" halini hissedebiliyorlar. gerçek mutsuzluğa gözlerini kapayıp sorun yokmuş gibi güne devam ediyorlar. televizyonda çıkan iç karartıcı bir haberden kumandaya basarak kurtulabildikleri gibi en yakınlarındakilerin mutsuz hallerinden de o insana kafalarını çevirerek kurtulabileceklerini sanıyorlar. yalan söylemeyi iyi bilenler bu işte de başarılı oluyor. aferin onlara.

insanların göz ardı ettiği sadece mutsuzluk değil elbette, ne yazık ki gerçek mutluluğu kaldırabilecek kadar da güçlü değiller. zaman zaman kıskanç, zaman zamansa avutulmayı bekleyen bir çocuk gibi şımarık yaklaşıyorlar başkalarının mutluluklarına. kim kendi mutlu değilken bir başkasının mutlu olmasını en içten, ta içinden ister ki? işte erdem bunu istemeyi becerebilen insanlardadır ve herkesin çevresinde annesi haricinde böyle bir-iki insan bulunmalıdır. sağlıklı bir hayat için.

şimdi böyle deyince aklıma little miss sunshine geldi.
oradan da bu sahne. katıksız bir mutsuzluk.
ama onu küçücük yüreğiyle anlayan miniminnacık bir kız var yanında. başını onun omzuna yaslamış ve mutsuzluğu paylaşmış. sessizce. bir insan daha ne ister ki?

Hiç yorum yok: