bazen iplerin kontrolünün senin elinden çıktığını hissediyorsun. bir yolda gidiyorsun ama aslında gitmemen gerek çünkü o yolda gidecek kadar becerikli değilsin. gitmek istemediğini söyleyemiyorsun çünkü kimse seni dinlemiyor. herkes kendi kısıtlı algısında seni değerlendirip, yargılıyor. belki sen bile şikayetçi olduğun bu davranışı başkaları için uyguluyorsun, kendinle çeliştiğin anlar yaratıyorsun. yolda gidiyorsun ama her an biri seni yoldan atabilir. hiç şaşırmazsın buna çünkü tehlikenin farkında olmana rağmen önlem almaktan yoksunsun.
bir istesen. istesen denersin ama istemiyorsun. durdurma düğmesi olsa da biraz dinlensen. ileri/ geri sarma tuşları koyalım mı deseler, hiç itiraz etmezsin. her gün gördüğün insanların senin yüzündeki anlamı okuyamamaları ne kadar garip. sen olsan buna beceriksizlik dersin. hem gerçek beceriksizlik nedir ki zaten? kimse senden dünyayı kurtarmanı beklemiyor. kendini içindeki sıkıntıdan kurtar, biraz da iyi olmayı öğren, yeter.
her zaman bir geri dönüş var mıdır, merak ediyorsun. cevabını en merak ettiğin soru bu. gökyüzünde karadelikler açılırken, acaba bu karanlığın sonu aydınlığa çıkar mı diye düşünüp duruyorsun.
sessizlik anında aklından milyon tane düşünce geçiyor. kendine yabancılaştığını anlıyorsun. yeni seni tanımak için sorular soruyorsun. aldığın yanlış yanıtlarda yanlış insanla konuştuğunu fark ediyorsun. içindeki bir başkasının sesi uzun zamandır. olmak istemediğin birine dönüştüğünü gördükçe yorganı başına çekip uyuyasın geliyor. tam gündüz canavarlarından kaçtım derken, gece yaratıklarına yakalanıyorsun bu sefer. her biri korkunç. hepsi de duymak istemediğin şeyleri dile getiriyor. uyku korku verdikçe uyku saatlerin azalıyor. ne tam uyanık, ne de tam uykulu.
hep kendini suçluyorsun. bir kere olsun bağışlamıyorsun kendini. zihnini yorduğunu biliyorsun, kendine yüklendikçe her şeyin çözüme ulaşacağını sanıyorsun. bazen böyle yanlış sanılara kapılıyorsun işte, ne yapılabilir ki? kendi bildiğini okumak gibi bir huyun var. eskiden kızardım ama artık hak veriyorum sana. bazı şeylerden sonra kendi bildiğini inadına yapmanın senin için daha iyi sonuçlar doğurduğuna inandım. keşke o yoldan hiç çıkmasaydın.
bazen öyle şeyler yapıyorsun ki kendini bulmaya çalıştığını ta buradan görebiliyorum. her seferinde yeni şeylerle karşılaşıyorsun ve hiçbir şeyin tanıdık olmama hissi seni bezdiriyor.
olanlara alışmak kendine ihanet gibi geliyor. kendine acımasızlık seviyesinde bile olsa gerçekleri söylemek istiyorsun. söyleyince de karadeliğe yuvarlanıyormuşsun hissi beliriyor içinde.
tekrar yoldasın. tekrar sağından solundan trafik akıyor. gözlerin kocaman açılıyor, elinle ağzını kapıyorsun. sanırım buna şok diyorlar. ben nerden geldim buraya diyorsun. araba kullanmasını bilmem, daha ehliyetim bile yok benim. ben nerdeyim böyle?
ayrıca gün boyu zihninde neden flowers from the man who shot your cousin'dan lay down your arms çaldı durdu ki? bu konuya daha sonra değineceksin sanırım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder